Aylarca düşünüp karar verip şu hafta gideceğim dediğim halde, bir şekilde işim çıktığından, en sonunda geçen geçtiğimiz yaz, tekrar Bozcaada için yola çıkmaya nail oldum. Akçay tarafındaki tur firmalarından birinin tahsis ettiği otobüse atladım ve böylece Bozcaada istikametindeki yolculuğum başladı.’’Seyahat arkadaşlarımın en genci benim ve sıkılabilirim ‘’diye üzülürken,yolda otobüsümüze üç kişilik bir bayan grubu bindi.Hemen yanıma biri oturdu.Sabah kumanyası hazırlamış,bana da ikram etti.Oldukça cana yakın ve güler yüzlü, esprili biriydi.İnsan kendine benzeyen birini raslantısal olarak bulunca daha çok mutlu oluyor. Aynı kendisi gibi adı da güzel diye düşündüm,adının İnci olduğunu öğrenince.Yol boyu hiç susmadan eğlenerek ve gülerek devam ettik. Rehberimiz yol boyunca bize hem tarihi hem de kültürel bazı bilgiler verdi. Benim gibi bilgiye aç biri için bu yolculuğu lezzetli kılan da buydu sanırım.En hoşuma giden bilgi Kaz Dağlarının tepesindeki ağaçların ‘’Tahtacı kuşu’’ adı verilen bir kuş sayesinde oluşmuş olmasıydı.Bu kuş , zeytin çekirdeklerini yiyerek tepelere dışkıladığından dolayı, insanların ağaç dikmek için ulaşamayacakları yerlerde bile zeytin ağaçları görmek mümkünmüş.Sonunda Geyikli limanına vardık.Karşıya geçmek üzere feribota bindik.
Aydınoğlu Umur Bey İzmir'i fethettikten sonra 1328'de 8 gemilik bir filosuyla Bizans yönetimindeki Bozcaada'ya gelerek yağmalamış ve bu şekilde Türklerin adayla ilk bağlantısı gerçekleşmiş.
Bu dönemde , ticari faaliyetlerine yararlı olacağı düşüncesiyle ,Venedik ve Cenevizliler adayı ele geçirmek için bir rekabet içine girmişler. 1377'de askeri yardım karşılığında ,Bizans İmparatoru adayı Venedik'e vermiş. Ceneviz'in buna tepki göstermesi üzerine Venedik ile aralarında çatışma başlamış.Sonunda iki devlet 1381'de Torino'da bir antlaşma yaparak adayı boşaltmaya ve tarafsız bölge olmasına karar vermişler. Bu anlaşma ile birlikte Venedikliler ada halkını tümüyle boşaltmış ve Girit'teki Kandiye kentine taşımışlar.
Ada uzun süre boş kalmış. İspanyol seyyah Clavijo, 1403'te Bozcaada'ya geldiğinde üzüm bağları, meyve ağaçları, tavşanlar ve büyük bir kalenin yıkıntılarıyla karşılaştı, ancak yerleşik kimse bulamamış..
1455 yılında Gökçeada (İmroz) ile birlikte fethedilen ada, Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı donanmasının ikmal üssü olarak kullanılmış.Bu nedenle Venedikliler adaya tekrar asker çıkarmışlar.Ada 1464'te Mahmut Paşa ile birlikte tekrar Osmanlı topraklarına katılmış. 16. yy'da Bozcaada, Piri Reis haritalarında şimdiki ismiyle belirmiş.
Venedikliler Osmanlı Donanması'nın Girit'i tamamen fethetmeye çalışan kara kuvvetlerine takviye yapmasını engellemek için ,Girit meselesi dolayısıyla patlak veren 1645-69 Osmanlı-Venedik Savaşı'nda ,Çanakkale Boğazı'nın Ege ağzını kapamayı denemişler ve bu bağlamda 1656 yılında Bozcaada'yı almışlar. Ancak ertesi yıl toparlanan Türk donanması adayı tekrar Osmanlı topraklarına katmış.
Türk ve Venedik donanmaları Ege Denizi'nde ,1683 yılındaki İkinci Viyana Kuşatması'nı takip eden savaşlarda pek çok kez karşı karşıya gelmiş.Bu karşılaşmaların en önemlilerinden biri Bozcaada açıklarında gerçekleşmiş. Bozcaada Deniz Savaşı olarak bilinen savaşta Osmanlı donanmasını yöneten Mezomorto Hüseyin Paşa, Molino yönetimindeki Venedik donanmasına karşı önemli bir zafer kazanmış.
Ada 1807 ‘de Rusya tarafından işgal edilmiş ve kalesi tamamen yıkılmış.1842 ‘de II.Mahmut yıkılan kaleyi tekrar yaptırmış.
1822'de Konstantinos Kanaris ,Yunan Bağımsızlık Savaşı sırasında Osmanlı Donanması'na karşı Bozcaada açıklarında bir saldırıyı yönetmiş ve bir Osmanlı gemisini batırmayı başarmış.
Çanakkale Savaşı'nda ise ,ada İngiliz ve Fransız kuvvetleri tarafından işgal edilerek, lojistik destek için kullanılmış. Sonunda Bozcaada 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti'ne bırakılmış ve Türkler, adayı aynı yılın 20 Eylül günü teslim almışlar.
Zaman zaman yüzümde şaşkınlık ifadesi uyandıran ada tarihini büyük bir zevkle dinledikten sonra rehberimiz eşliğinde ara sokaklarda gezmeye başladık.Bizi hem reçel hem de şarap hem de sakızlı kurabiye tatmaya götürdükten sonra rehberimiz serbest zaman verdi.
Tek katıldığım bu turda İnci hanım bulduğu her güzel kareye beni de koydu.Sayesinde sürüyle Bozcada anım oldu.Bir zaman sonra geziye yalnız devam ettim.Sıcak ve yorgunluğun da etkisiyle hem dinlenmek hem de acıkan midemi doyurabilmek için gezinirken, çok şirin bir balıkçı lokantası buldum.Otlu balık ve muhteşem görünen bir salata rica ettim hemen.Adanın gelincik şerbeti çok ünlü.Soğuk bir tane istedim yemekten önce.Gezinirken almış olduğum sakızlı kurabiyemi ve domates reçelimi de masanın bir köşesine yerleştirdim.Şaraplarımı da aldım biraz buruk olsam da.Neden mi burukluk var? Bunun için biraz şaraptan bahsetmek gerek diye düşüyorum.

Amerika’da çok daha yaygın, Türkiye’de pek sık rastlanmayan bir üzüm Zinfandel. Kesinlikle farklı, kendine özgü bir tadı var. Bazıları Zinfandel şaraplarını , "sanki pürüzsüzce ağızlarının içinden akarken ufak bir çıkıntısı oluyor gibi" diyerek tanımlarlar .
Biraz tarif etmek gerek Amadeus’un yerini zira adada bulabileceğiniz haritalarda yer almamakta. Adanın merkezinden Ayazma yoluna doğru gitmeye başlayınca biraz ilerde sol tarafta hükümet konağını, sağ tarafta ise birbirinin aynısı olan iki katlı binaları göreceksiniz. Bunları gectikten sonra yaklaşık 300 metre ileride sağ tarafta sizi tek başına bekleyen Amadeus’u göreceksiniz.Sağa dönmeniz gereken köşenin başında çok da küçük bir tabelası var.Oradan döneceksiniz, işte geldiniz. Normalde Amadeus’un sahibi Oliver Gereis karşılıyor misafirleri.Normalde diyorum çünkü bu turda uğrayamadım. Hangi şaraptan tatmaya başlayacağınızı soruyor. İlginç bir şekilde Amadeus’un kendi bağlarında Sauvignon Blanc yok, zaten adada yetişmiyormuş pek. Buna rağmen dışarıdan üzüm alıp Sauvignon Blanc yetiştirmelerinin tek nedendiyse Oliver Gareis Sauvignon Blanc sevmesiymiş
Gerçekten de çok temiz bir imalathane Amadeus’un şaraphanesi. Gerçi binlerce şarap şişesi ve tanklarla dolu bir yerde de etrafın yapısını çok incelemeye gerek görmüyor insan zaten.
İmalathanede hemen hemen tüm çelik tankların, farklı pompaların, cihazların ne işe yaradığını öğrendikten, tankların dibindeki kapakların kırmızı şarabın tortusunu alırken nasıl işe yaradığını, tankların iç yüzeyindeki en ufak bir kaynak izinin tankı temizlerken nasıl sıkıntı yarattığını dinledikten sonra yavaş yavaş ayrılabilirsiniz.Yazık ki ; klasik turlarla gelirseniz; benim gibi ,Talay şarabını içmeye ve bu imalathaneyi gezmeye mahkumsunuz.Talay imalathanesi merkezde ve daha küçük.Denememiz için davet edildiğimizde hemen Vasilaki 2011 istedim . Vasilaki biraz Sauvignon Blanc’ı andırıyor.Bir de Amadeus bulamadığımdan Talay’ın Karasakz Rose şarabını aldım.Benim tavsiyem merkeze uzak olsa da Amedeus imalathanesini görmeniz yönünde..Benim burada geçirebilecek sadece 1 günüm varken,Oliver ve ada yerlilerinin aylarca burada olması çok büyük bir haksızlık..

Amerika’da çok daha yaygın, Türkiye’de pek sık rastlanmayan bir üzüm Zinfandel. Kesinlikle farklı, kendine özgü bir tadı var. Bazıları Zinfandel şaraplarını , "sanki pürüzsüzce ağızlarının içinden akarken ufak bir çıkıntısı oluyor gibi" diyerek tanımlarlar .Biraz tarif etmek gerek Amadeus’un yerini zira adada bulabileceğiniz haritalarda yer almamakta. Adanın merkezinden Ayazma yoluna doğru gitmeye başlayınca biraz ilerde sol tarafta hükümet konağını, sağ tarafta ise birbirinin aynısı olan iki katlı binaları göreceksiniz. Bunları gectikten sonra yaklaşık 300 metre ileride sağ tarafta sizi tek başına bekleyen Amadeus’u göreceksiniz.Sağa dönmeniz gereken köşenin başında çok da küçük bir tabelası var.Oradan döneceksiniz, işte geldiniz. Normalde Amadeus’un sahibi Oliver Gereis karşılıyor misafirleri.Normalde diyorum çünkü bu turda uğrayamadım. Hangi şaraptan tatmaya başlayacağınızı soruyor. İlginç bir şekilde Amadeus’un kendi bağlarında Sauvignon Blanc yok, zaten adada yetişmiyormuş pek. Buna rağmen dışarıdan üzüm alıp Sauvignon Blanc yetiştirmelerinin tek nedendiyse Oliver Gareis Sauvignon Blanc sevmesiymiş
Gerçekten de çok temiz bir imalathane Amadeus’un şaraphanesi. Gerçi binlerce şarap şişesi ve tanklarla dolu bir yerde de etrafın yapısını çok incelemeye gerek görmüyor insan zaten.
İmalathanede hemen hemen tüm çelik tankların, farklı pompaların, cihazların ne işe yaradığını öğrendikten, tankların dibindeki kapakların kırmızı şarabın tortusunu alırken nasıl işe yaradığını, tankların iç yüzeyindeki en ufak bir kaynak izinin tankı temizlerken nasıl sıkıntı yarattığını dinledikten sonra yavaş yavaş ayrılabilirsiniz.Yazık ki ; klasik turlarla gelirseniz; benim gibi ,Talay şarabını içmeye ve bu imalathaneyi gezmeye mahkumsunuz.Talay imalathanesi merkezde ve daha küçük.Denememiz için davet edildiğimizde hemen Vasilaki 2011 istedim . Vasilaki biraz Sauvignon Blanc’ı andırıyor.Bir de Amadeus bulamadığımdan Talay’ın Karasakz Rose şarabını aldım.Benim tavsiyem merkeze uzak olsa da Amedeus imalathanesini görmeniz yönünde..Benim burada geçirebilecek sadece 1 günüm varken,Oliver ve ada yerlilerinin aylarca burada olması çok büyük bir haksızlık..
Yemekten sonra Ayazma plajı’na doğru yola çıkıyoruz.Aklınızda bulunsun, Ayazma plajı özellikle ince taneli, altın sarısı kumu, etrafındaki restoran ve kafeler nedeniyle kesinlikle adanın 1 numaralı plajıdır. Ayazma plajının dışında hemen yanında yer alan Sulubahçe ve devamındaki Habbele Plajı ve Akvaryum ayrıca tercih edilebilir. Adada seyahat dolmuş vasıtasıyla sağlanmaktadır. Dolmuşun yanı sıra bisiklet ve motor kiralanabilmektedir. Yaz aylarında her 15 dakikada bir hareket eden dolmuşlarla her noktaya ulaşım mümkündür.

Son olarak ,Bozcaada ‘da Temmuz ayı içerisinde "Bağbozumu" şenlikleri yapıldığını da ekleyeyim. Ayrıca adanın görülmesi gereken en önemli yerlerinden biri ,tarihi yıllara dayanan heybetli kalesidir. Bozcaada Türkiye'nin Rüzgar Enerjisi üretimi yapılan sayılı yerlerinden biridir. Rüzgar Gülleri'nin bulunduğu mevkii, özellikle gün batımında olağanüstü bir manzara sergilemektedir. Akşam saatlerinde çarşı içinden kalkan dolmuşlar, ada turu fırsatı sunmakta yol boyunca sunulan enfes görüntüleri, Rüzgar Gülleri mevkiinde gün batımı ile doruğa çıkarmaktadır.Konaklama hem Rum hem de Türk adalı ailelere ait evlerin kiralanmasıyla sağlanmaktadır.En ucuz ve en yaygın konaklama bu tarz pansiyonlardır.
Tüm bu güzel anılar,ada sakinlerinin misafirperverliği,rehberimizin paylaştığı muazzam bilgileri,aldığım magnetler,şaraplar,gelincik şerbeti ve reçeller ile birlikte,çok güzel arkadaşlıklar ile birlikte muhteşem bir seyahat daha yapmış oldum.Her mevsim gelebileceğiniz ve her geldiğinizde farklı anılarla geri döneceğiniz ,bu tarihi adayı mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.Sevgiler.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder