20 Kasım 2015 Cuma

PARİS’TE PARİSİENNE OLMAK…


Merhaba sevgili okurlar,
Bu sene oldukça yoğun bir çalışma tempom vardı.O kadar bunaldım ki ; daha fazla bekleyemeden bahar aylarından birinde aldım sırt çantamı ( Beni tanıyanlar kıs kıs gülüyordur eminim.Onlar bilir, benim üç günlük seyahate bile kocaman bir bavulla gittiğimi) ve biletimi… Tabii bir de otel rezervasyonunu yaptım acele acele, tam da Notre Dame’nin göbeğinden. Evet Notre Dame dedim.Yapmayın ama , aşıklar şehri olsa da yalnız gezilmez mi Paris? Önemli olan yanınızda biri olması değil Paris’te. Paris’i PARİZYEN gibi  yaşabilmek…
Parizyen her nekadar Paris’li anlamını taşısa da ,aslında PARİZYEN (Parisienne) olmak,Paris’te doğmak değil,Paris kadının ruhunu taşımaktır.Paris kadını özgür,güçlü ve dopdolu bir hayatın hızlı temposunda kokusu belleklerde yer edecek bir ikonadır.Kısacası benzersizdir.
Yves Saint Laurent vazgeçemeği ,4 mevsim “AŞK” yaşanan, baştan çıkaran, gücünü hissettiren ve sanatın egemen olduğu büyülü şehir PARİS’i ve Parisienne ’yi nasıl da hoş ve çekici betimliyor.    ’’ Paris’te gün ağarıyor...Şehrin üzerinde mavi pembe ışıklar...Eiffel Kulesi arka planda...Bir kadın yüksek topuklu stilettolarıyla merdivenlerden iniyor. Uykusuz geçen bir geceden sonra evine dönüyor. Şehirde geçen bir gece, aşk dolu bir gece?... Kim bilir?...Paris’te yaşanan Paris’te kalır...“ Parisienne”... O, modern, baştan çıkarıcı, kendine güvenen, hayatında eğlence ve mutluluk arayan bir kadın. Bu ışıltılı kadının bir sırrı var...Bu, O’nunla Paris arasında bir sır...’’
Ben de meraklı ve  Parisienne  hayranı bir  gezgin olarak , 3.5 saatlik yolculuğun ardından Orly havaalanına indim.Merkeze birçok ulaşım aracı olsa da taksiyi tercih ettim.Yaklaşık olarak 80 euro verirseniz merkezde otelinize kadar götürüyorlar.
Otelime yerleştikten sonra bir Parisienne kadını gibi güne kruvasan ve kahve ile başladım.Sonra hemen metro istasyonuna yöneldim. Paris metro istasyonu aynı bulmaca gibi.Metro ve RER haritası üzerinde onlarca muhtemel rota üzerinden dilediğiniz birini kullanıp ya da en kısa rotayı zihninizde çizerek, ulaşmak istediğiniz yere gitmeye başlayabilirsiniz. Metro ve RER yolları şehrin altını adeta bir örümcek ağı gibi kaplamış durumda. Bir süre sıra bekledikten sonra kredi kartımı makineye okutup 10 adet bilet aldıktan sonra Tour Eiffel yani ünlü Eyfel Kulesine doğru yola çıktım.
Metrodan çıkınca başınızı kaldırır kaldırmaz görebilirsiniz bu muhteşem yapıyı. Eyfel Kulesi ismini, inşa ettiren firma olan Gustave Eiffel'den almış. İlginçtir ;  yapımı bittikten sonra kule, onu bir utanç lekesi olarak gören Paris halkının tepkisini de çekmiş,bazı sanatçılar onu devasa bir sokak lambasına benzetirken, bir fabrika bacası gibi Paris'in görsel itibarını zedeleyeceğini ileri sürmüşler. Bugün ise Eyfel Kulesi, Dünya'nın en güzel mimari yapılarından biri olarak kabul edilir. Parisliler onu ‘’Demir Bayan’’ olarak adlandırıyorlar.
Hafta içi gelmiş olduğum için şanslıydım ve çok uzun bir kuyruk yoktu.Yaklaşık 40 dakika sonra asansöre binebildim.Gelmişken en üst kata kadar çıkmanızı öneririm.Tüm Paris’in ayaklarınızın altında olduğunu göreceksiniz.Muazzam manzara eşliğinde şampanyamı da içtikten sonra aşağı inip,Champ De Mars’ta biraz yürüdüm. Champ, kısaca ‘alan’ demek. Mars ise Antik Roma Savaş Tanrısının ismi. 1500’lü yıllarda tarım için kullanılan Bugün turistlerin üzerinde dinlendikleri, Eyfel Kulesini arkalarına alarak fotoğraf çektirdikleri bir alan Champ De Mars. Hitler bile Eyfel Kulesini arkasına alarak fotoğraf çektirmiştir.Benim de Adolf’tan eksik bir yanım olmadığını düşünerek ben de aynını yaptım.
Akşama doğru otele döndüm ve hemen ünlü MOULIN ROUGE’a rezervasyon istedim.Paris’e kadar gelmişken dünyanın en muhteşem sahne şovunu izlemeden geri dönmek çok ayıp olurdu. Kısa bir bilgi vermek gerekirse , 1889 yılında Joseph Oller ve Charles Zidler tarafından inşa edilen ve Paris'in 18. bölümünde bulunan Moulin Rouge, ‘’French cancan’’ adlı gösteriyle ünlü olmuş.
Moulin Rouge üzerindeki kırmızı yel değirmeni ile dünyaca ünlü ve aslında bir özel teşebbüs olmasına rağmen Fransız kültüründe sembolleşmiş bir yere sahip. Kırmızı değirmeni, elit erotik şovları, yetişkinlere yönelik orijinal eğlence programlarını ve ünlü kan-kan dansını görmek için yıl boyunca gelen pek çok turisti ağırlıyor.Rezervasyonum olmasına rağmen yine muazzam bir kuyruğa takıldım.Uzun bir bekleyişten sonra nihayet içeri girdim.Devasa bir sahne ve korkunç bir alanla karşılaşmak beni oldukça şaşırttı.Her masaya özel olarak bakan  görevlilerden biri beni ve tanımadığım 5 kişiyi benimle aynı masaya oturttuktan sonra bir şişe şampanyayı bardaklarımıza servis etti.Herkes yerleştikten sonra şov başladı.Bu kadar güzel fiziğe ve güzelliğe sahip kadın ve erkekleri bir arada dans ederken görmek bambaşka bir deneyimdi.215 Euroyu gözden çıkarırsanız Moulin Rouge mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri.
Gösteriden çıktıktan sonra derhal bir taksiye binmenizi öneririm.Zira gece geç saatlerde çok tekin bir muhit değil.Özellikle biraz daha aşağı semtlerinden uzak durun.
Ertesi gün sabah kahvaltımı otelde yaptım.Malum kruvasan ve kahve , Avrupa kültürüne alışık biri olsam da  , sürekli olarak tüketemeyeceğim bir ikili.Otelde ünlü Fransız peyniri ve tütsülenmiş et varken kruvasan yemem uygun olmazdı.Kahvaltıdan sonra önce Haussmann caddesinde tarihi bir bina da olan "Galeries LaFayette"ye gittim. La Fayette’ nin üç adet mağazası var ana binanın yanında Gurme ve Homme (erkek) kısmı var ve bu iki bina aradan cadde geçmesine rağmen birbirine 2. kattan tüp geçit ile bağlı. 3. bina ise “La Fayette Maison” (ev) kısmı caddenin karşı tarafında yer alıyor. Genel olarak pahalı bir mağaza olmasına rağmen bir Saint Lourent almadan gidemezdim.Kesinlikle gurme kısmını sakın kaçırmayın çünkü gerçekten çok özel ürünler var burada.
Alışverişimi de yaptıktan sonra dünyanın en ünlü müzesine doğru yol aldım. Günde 20 bin kişinin ziyaret ettiği Louvre, Fransa’nın, 1793 yılında açılmış ilk devlet müzesi. 60 bin metrekare alan üzerine kurulu bu devasa büyüklükteki müze-sarayda, tarih öncesi dönemlerden 19. yüzyıla kadarki devri kapsayan yaklaşık olarak  380 bin eser sergileniyor. Meraklılarına söyleyeyim hemen ,Leonardo da Vinci’nin meşhur Mona Lisa tablosu da bu müzededir. Müzenin tamamını adamakıllı  gezebilmek için saatlerin değil günlerin gerekli olduğu söyleniyor.Maalesef yine metrelerce kuyrukta bekleyen binlerce insan dolayısıyla müzeyi gezemedim.İlk başta bu müzeyi gezme coşkusu ağır bassa da, bu uzun kuyruk nedeniyle hem zaman kaybetmenin endişesi ve gezilecek daha çok yer olması ve elbette ayakta durmanın yorgunluğu sizi yıldırıyor. Onun yerine müzenin önündeki camdan piramidi ve müzenin bahçesini dolaştıktan ve sürüyle fotoğraf çektirdikten  sonra yine Louvre Müzesi’nin önünde, Seine Nehri üzerinde kurulu kentin en güzel manzaralarından birini sunan ve bütün dünyada aşk kilitleriyle ünlü Pont des Arts köprüsüne doğru yürüdüm.Bu köprünün özelliği asma kilitleri.Aşıklar köprünün korkuluklarına asma kilit asıp anahtarını Seine Nehrine atıyor.İnanın artık yer kalmamış.

Gelelim Notre Dame Katedraline…Notre Dame Katedrali İle de la Cite Adasında yer alıyor.Neuf Köprüsü (Pont Neuf) üzerinden adaya geçiliyor.Mimarisi oldukça ilginç olan bu gotik binanın dış mimarisine 1163 yılında başlanmış ve ancak 1345 yılında tamamlanabilmiş. Katedralin içerisinde büyük bir org ve beş çan mevcut. Orgun sesi içeride adeta yankılanıyor.Pazar ayinini yakaladığım için şanslıyım.Uzun süre fotoğrafladım katedrali ve ayini.Katedralin dışında birçok kafe bulunuyor.Bir de bit pazarı gibi bir pazarı var.Çiçekçilerden tutun hayvan satan insanlara kadar her şey var burada.Birkaç tane daha önce görmediğim çiçek tohumu alıp , hayvanların olduğu yöne doğru ilerledim.Rengarenk  ve birbirinden şirin bir sürü hayvan görebilirsiniz burada . Pazarda daha fazla vakit kaybetmeden yakındaki kafelerden birinde oturup filtre kahve ve tiramisu keyfi yaptım.
Buradan Saint Bernard Caddesi üzerindeki Bitkiler Bahçesi (Jardin des Plantes) ne gidebilirsiniz.Yalnız ben  kenarından geçebildim sadece.Kaybolmayı göze alsaydım mutlaka girerdim. Çünkü bu bahçe içerisinde 4 bin beş yüz bitki türü ve bahçeyi çevreleyen dört müze bulunmakta.Bu bahçe önce botanikçiler ve botanik öğrencileri için tasarlanmış ve  10 bin metre karelik bir alan üzerine kurulmuş Bahçedeki düzen ve her bitki için ayrı ayrı yazılmış Fransızca açıklama tabelalarını görmek gerekli diyorlar. Doğayla ve bitkilerle tamamen iç içe farklı bir yer olduğu söyleniyor.
Akşam için otele dönüp biraz dinlendikten sonra Seine Nehrinde bir seyahat için Bateaux Mouches ‘in yemekli ve müzikli gezisine katıldım. Gemiye geldiğinizde önce bir süre VIP bölümde bekliyorsunuz.Tüm misafirler geldiğinde gemiye  geçilebiliniyor. Verilen menüden tercihinizi yapıp müthiş bir klasik müzik dinletisi eşliğinde Paris’i gece yaşamaya başlıyorsunuz.En önemli detaylardan biri de müziğin canlı olması.
Ertesi gün, son gün olduğu için vakit kaybetmeden dünyanın en ünlü caddesine doğru yola çıktım. Şanzelize Paris’e gelenler için mutlaka görülmesi gereken bir yer. 1667 yılında Louis XIV’nin bahçıvanı Andre Le Notre tarafından Tuileries Bahçesi manzarasını genişletmek için yapılmış.Orijinal adı “Avenue des Champs Elysees” olan Şanzelize, 18. yüzyılın sonlarına doğru genişletilmiş.Şimdi Concorde Meydanı’ndan Zafer Takı’na kadar gidiyor. Ayrıca Paris’in en prestijli alışveriş mekanı olarak değerlendirilen caddede bir kafede kahve ve tatlı molası verdikten sonra Zafer takı ve Concorde meydanı’nı gezmeye gittim.
1806 yılında Napolyon tarafından inşa ettirilen 49 metre yüksekliğindeki Zafer Takı, 12 caddenin kesiştiği bir kavşağın tam ortasında bulunuyor. 1923 yılından beri sönmeden yanmaya devam eden ateş, I. Dünya Savaşında ölen Fransız askerlerinin bulunduğu Meçhul Asker Mezarı (Tombe Du Soldat Inconnu) ve anıt üzerindeki dört büyük heykel (Gidiş, Direniş, Zafer, Barış) görülmeye değer. İsteyenler, bu anıtın tepesine asansör ile çıkabiliyorlar ama tahmin edin, yine ne var? Evet, upuzun bir kuyruk.Dolayısıyla az kalan enerjimi kuyrukta kaybetmek yerine, dokuz hektarlık  Paris’in ikinci büyük meydanı olan Concorde Meydanına geçtim. 1763 yılında açılışı gerçekleştirilen meydanın ortasında bir dikilitaş bulunuyor.19. yüzyılda Mısır Hükümeti tarafından Fransa’ya hediye edilmiş ve ardından Mısır Obeliksi olarak da anılmaya başlanmış olan bu dikilitaş üzerinde, II. Ramses’in hükümdarlığını anlatan çeşitli hiyeroglifler yer alıyor.
Bu dikilitaş dışında, meydanda iki büyük çeşme bulunuyor. Meydanı geçtikten sonra karşınıza  Tuileries Bahçesi çıkıyor. Bu bahçe Concorde Meydanı ile Louvre Müzesi arasında bulunuyor. 1564 yılında tamamlanmış olan bu bahçede simetrik olarak tasarlanmış havuzlar bulunuyor.Ayrıca bahçenin çeşitli noktalarında heykeller ve oturma yerleri de var.
Eğer , Paris’e uzun bir zaman dilimi ayırdıysanız mutlaka yapmanız gerekenler arasında, Seine Nehri’nde tekne turuna çıkmak,Eiffel Kulesi’nin en üstüne kadar çıkıp Paris’i seyretmek,Notre Dame Katedrali’ne gezmek,Louvre Müzesi’ni ziyaret etmek,Edith Piaf’tan Jim Morrison’a, Moliere’den Yılmaz Güney’e kadar sanat dünyasının efsanevi isimlerinin gömülü olduğu Pere Lachaise Mezarlığı’nı görmek,Montmartre’deki Ressamlar Tepesi de denilen Sacre Coeur Bazilikası’na çıkıp Paris manzarasının tadını çıkarmak,bir zamanlar Dali, Picasso, Monet’nin yürüdüğü, Amelie filminin çekildiği Montmartre’nin sokaklarında yürümek ve Moulin Rouge’a girip kan- kan dansını izlemek,Versace, Hermes, Louis Vuitton gibi lüks mağazaların bulunduğu Champs Élysé’yi (Şanzelize) gezmek, Champs Élysé Caddesi’nin bitiminde bulunan Arc de Triomphe’un (Zafer Anıtı) üstüne çıkarak Champs Élysée’yi ve Paris'in mükemmel manzarasını yüksekten izlemek,Luxembourg Bahçesi’nin huzurlu ortamında soluklanmak ve Disneyland’de bir tam gün geçirip çocuklar gibi eğlenmek olmalı.
Artık otele dönüp eşyalarımı toplamak durumunda olduğum için Opera Garnier, Pinacotheque, Madeleine ve Place Vendome, Orsay Müzesi (Musée d'Orsay), Grand Palais (Büyük Saray) ve Petit Palais (Küçük Saray) ve Ressamlar Tepesi gibi muazzam yapıları sadece dışarıdan görmekle yetindim.Ancak önemli olan bu şehri acele ederek gezmek değil , inanın.Bu şehri yaşamak , gezmekten daha zevkli , aynı bir PARİSİENNE gibi…Gezginle başka bir seyahatte görüşmek üzere.

Sevgiler…


































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder