Merhaba
sevgili okurlar,
Bu sene oldukça yoğun bir
çalışma tempom vardı.O kadar bunaldım ki ; daha fazla bekleyemeden bahar
aylarından birinde aldım sırt çantamı ( Beni tanıyanlar kıs kıs gülüyordur
eminim.Onlar bilir, benim üç günlük seyahate bile kocaman bir bavulla
gittiğimi) ve biletimi… Tabii bir de otel rezervasyonunu yaptım acele acele,
tam da Notre Dame’nin göbeğinden. Evet Notre Dame dedim.Yapmayın ama , aşıklar
şehri olsa da yalnız gezilmez mi Paris? Önemli olan yanınızda biri olması değil
Paris’te. Paris’i PARİZYEN gibi yaşabilmek…
Parizyen her nekadar
Paris’li anlamını taşısa da ,aslında PARİZYEN (Parisienne) olmak,Paris’te doğmak değil,Paris kadının ruhunu
taşımaktır.Paris kadını özgür,güçlü ve dopdolu bir hayatın hızlı temposunda
kokusu belleklerde yer edecek bir ikonadır.Kısacası benzersizdir.
Yves Saint Laurent
vazgeçemeği ,4 mevsim “AŞK” yaşanan, baştan
çıkaran, gücünü hissettiren ve sanatın egemen olduğu büyülü şehir PARİS’i ve
Parisienne ’yi nasıl da hoş ve
çekici betimliyor. ’’ Paris’te gün
ağarıyor...Şehrin üzerinde mavi pembe ışıklar...Eiffel Kulesi arka planda...Bir
kadın yüksek topuklu stilettolarıyla merdivenlerden iniyor. Uykusuz geçen bir
geceden sonra evine dönüyor. Şehirde geçen bir gece, aşk dolu bir gece?... Kim
bilir?...Paris’te yaşanan Paris’te kalır...“ Parisienne”... O, modern,
baştan çıkarıcı, kendine güvenen, hayatında eğlence ve mutluluk arayan bir
kadın. Bu ışıltılı kadının bir sırrı var...Bu, O’nunla Paris arasında bir
sır...’’
Ben de meraklı ve Parisienne hayranı bir gezgin olarak , 3.5 saatlik yolculuğun
ardından Orly havaalanına indim.Merkeze birçok ulaşım aracı olsa da taksiyi
tercih ettim.Yaklaşık olarak 80 euro verirseniz merkezde otelinize kadar
götürüyorlar.
Otelime yerleştikten sonra bir
Parisienne
kadını gibi güne kruvasan ve kahve ile başladım.Sonra hemen metro istasyonuna
yöneldim. Paris metro istasyonu aynı
bulmaca gibi.Metro ve RER haritası üzerinde onlarca muhtemel rota üzerinden
dilediğiniz birini kullanıp ya da en kısa rotayı zihninizde çizerek, ulaşmak
istediğiniz yere gitmeye başlayabilirsiniz. Metro ve RER yolları şehrin altını
adeta bir örümcek ağı gibi kaplamış durumda. Bir süre sıra bekledikten sonra
kredi kartımı makineye okutup 10 adet bilet aldıktan sonra Tour Eiffel yani
ünlü Eyfel Kulesine doğru yola çıktım.
Metrodan
çıkınca başınızı kaldırır kaldırmaz görebilirsiniz bu muhteşem yapıyı. Eyfel Kulesi ismini, inşa ettiren firma olan Gustave Eiffel'den almış. İlginçtir ; yapımı bittikten sonra kule, onu bir
utanç lekesi olarak gören Paris halkının tepkisini de çekmiş,bazı sanatçılar onu devasa
bir sokak lambasına benzetirken, bir fabrika bacası gibi Paris'in görsel itibarını zedeleyeceğini ileri
sürmüşler. Bugün ise Eyfel Kulesi, Dünya'nın en güzel mimari
yapılarından biri olarak kabul edilir. Parisliler onu ‘’Demir Bayan’’ olarak
adlandırıyorlar.
Hafta
içi gelmiş olduğum için şanslıydım ve çok uzun bir kuyruk yoktu.Yaklaşık 40
dakika sonra asansöre binebildim.Gelmişken en üst kata kadar çıkmanızı
öneririm.Tüm Paris’in ayaklarınızın altında olduğunu göreceksiniz.Muazzam
manzara eşliğinde şampanyamı da içtikten sonra aşağı inip,Champ De Mars’ta
biraz yürüdüm. Champ, kısaca ‘alan’ demek. Mars
ise Antik Roma Savaş Tanrısının ismi. 1500’lü yıllarda tarım için kullanılan
Bugün turistlerin üzerinde dinlendikleri, Eyfel Kulesini arkalarına alarak
fotoğraf çektirdikleri bir alan Champ De Mars. Hitler bile Eyfel Kulesini
arkasına alarak fotoğraf çektirmiştir.Benim de Adolf’tan eksik bir yanım
olmadığını düşünerek ben de aynını yaptım.
Akşama
doğru otele döndüm ve hemen ünlü MOULIN ROUGE’a rezervasyon istedim.Paris’e
kadar gelmişken dünyanın en muhteşem sahne şovunu izlemeden geri dönmek çok
ayıp olurdu. Kısa bir bilgi vermek gerekirse , 1889 yılında
Joseph Oller ve Charles Zidler tarafından inşa edilen ve Paris'in 18. bölümünde bulunan Moulin
Rouge, ‘’French cancan’’ adlı gösteriyle ünlü olmuş.
Moulin Rouge
üzerindeki kırmızı yel değirmeni ile dünyaca ünlü ve aslında bir özel teşebbüs
olmasına rağmen Fransız kültüründe sembolleşmiş bir yere sahip. Kırmızı
değirmeni, elit erotik şovları, yetişkinlere yönelik orijinal eğlence
programlarını ve ünlü kan-kan dansını görmek için yıl boyunca gelen pek çok
turisti ağırlıyor.Rezervasyonum olmasına rağmen yine muazzam bir kuyruğa
takıldım.Uzun bir bekleyişten sonra nihayet içeri girdim.Devasa bir sahne ve
korkunç bir alanla karşılaşmak beni oldukça şaşırttı.Her masaya özel olarak
bakan görevlilerden biri beni ve
tanımadığım 5 kişiyi benimle aynı masaya oturttuktan sonra bir şişe şampanyayı
bardaklarımıza servis etti.Herkes yerleştikten sonra şov başladı.Bu kadar güzel
fiziğe ve güzelliğe sahip kadın ve erkekleri bir arada dans ederken görmek
bambaşka bir deneyimdi.215 Euroyu gözden çıkarırsanız Moulin Rouge mutlaka
görmeniz gereken yerlerden biri.
Gösteriden çıktıktan sonra derhal bir taksiye binmenizi öneririm.Zira
gece geç saatlerde çok tekin bir muhit değil.Özellikle biraz daha aşağı
semtlerinden uzak durun.
Ertesi gün sabah
kahvaltımı otelde yaptım.Malum kruvasan ve kahve , Avrupa kültürüne alışık biri
olsam da , sürekli olarak tüketemeyeceğim
bir ikili.Otelde ünlü Fransız peyniri ve tütsülenmiş et varken kruvasan yemem uygun
olmazdı.Kahvaltıdan sonra önce Haussmann caddesinde tarihi bir bina da olan "Galeries LaFayette"ye gittim.
La Fayette’ nin üç adet mağazası var ana binanın yanında Gurme ve Homme (erkek)
kısmı var ve bu iki bina aradan cadde geçmesine rağmen birbirine 2. kattan tüp
geçit ile bağlı. 3. bina ise “La Fayette Maison” (ev) kısmı caddenin karşı
tarafında yer alıyor. Genel olarak pahalı bir mağaza olmasına rağmen bir Saint
Lourent almadan gidemezdim.Kesinlikle gurme kısmını sakın kaçırmayın çünkü
gerçekten çok özel ürünler var burada.

Alışverişimi de
yaptıktan sonra dünyanın en ünlü müzesine doğru yol aldım.
Günde 20 bin kişinin ziyaret ettiği Louvre, Fransa’nın, 1793 yılında açılmış
ilk devlet müzesi. 60 bin metrekare alan üzerine kurulu bu devasa büyüklükteki
müze-sarayda, tarih öncesi dönemlerden 19. yüzyıla kadarki devri kapsayan
yaklaşık olarak 380 bin eser sergileniyor.
Meraklılarına söyleyeyim hemen ,Leonardo da Vinci’nin meşhur Mona Lisa tablosu
da bu müzededir. Müzenin tamamını adamakıllı
gezebilmek için saatlerin değil günlerin gerekli olduğu söyleniyor.Maalesef
yine metrelerce kuyrukta bekleyen binlerce insan dolayısıyla müzeyi
gezemedim.İlk başta bu müzeyi gezme coşkusu ağır bassa da, bu uzun kuyruk
nedeniyle hem zaman kaybetmenin endişesi ve gezilecek daha çok yer olması ve
elbette ayakta durmanın yorgunluğu sizi yıldırıyor. Onun yerine müzenin
önündeki camdan piramidi ve müzenin bahçesini dolaştıktan ve sürüyle fotoğraf
çektirdikten sonra yine Louvre
Müzesi’nin önünde, Seine Nehri üzerinde kurulu kentin en güzel manzaralarından
birini sunan ve bütün dünyada aşk kilitleriyle ünlü Pont des Arts köprüsüne
doğru yürüdüm.Bu köprünün özelliği asma kilitleri.Aşıklar köprünün
korkuluklarına asma kilit asıp anahtarını Seine Nehrine atıyor.İnanın artık yer
kalmamış.
Gelelim Notre Dame Katedraline…Notre Dame Katedrali İle de la Cite Adasında yer alıyor.Neuf Köprüsü (Pont Neuf) üzerinden adaya geçiliyor.Mimarisi oldukça ilginç olan bu gotik binanın dış mimarisine 1163 yılında başlanmış ve ancak 1345 yılında tamamlanabilmiş. Katedralin içerisinde büyük bir org ve beş çan mevcut. Orgun sesi içeride adeta yankılanıyor.Pazar ayinini yakaladığım için şanslıyım.Uzun süre fotoğrafladım katedrali ve ayini.Katedralin dışında birçok kafe bulunuyor.Bir de bit pazarı gibi bir pazarı var.Çiçekçilerden tutun hayvan satan insanlara kadar her şey var burada.Birkaç tane daha önce görmediğim çiçek tohumu alıp , hayvanların olduğu yöne doğru ilerledim.Rengarenk ve birbirinden şirin bir sürü hayvan görebilirsiniz burada . Pazarda daha fazla vakit kaybetmeden yakındaki kafelerden birinde oturup filtre kahve ve tiramisu keyfi yaptım.
Buradan
Saint Bernard Caddesi üzerindeki Bitkiler Bahçesi (Jardin des Plantes) ne gidebilirsiniz.Yalnız ben kenarından
geçebildim sadece.Kaybolmayı göze alsaydım mutlaka girerdim. Çünkü bu
bahçe içerisinde 4 bin beş yüz bitki türü ve bahçeyi çevreleyen dört müze
bulunmakta.Bu bahçe önce botanikçiler ve botanik öğrencileri için tasarlanmış ve 10 bin metre karelik bir alan üzerine
kurulmuş Bahçedeki düzen ve her bitki için ayrı ayrı yazılmış Fransızca
açıklama tabelalarını görmek gerekli diyorlar. Doğayla ve bitkilerle tamamen iç
içe farklı bir yer olduğu söyleniyor.
Akşam
için otele dönüp biraz dinlendikten sonra Seine Nehrinde bir seyahat için Bateaux
Mouches ‘in yemekli ve müzikli gezisine katıldım. Gemiye geldiğinizde önce bir
süre VIP bölümde bekliyorsunuz.Tüm misafirler geldiğinde gemiye geçilebiliniyor. Verilen menüden tercihinizi
yapıp müthiş bir klasik müzik dinletisi eşliğinde Paris’i gece yaşamaya
başlıyorsunuz.En önemli detaylardan biri de müziğin canlı olması.
Ertesi
gün, son gün olduğu için vakit kaybetmeden dünyanın en ünlü caddesine doğru
yola çıktım. Şanzelize Paris’e
gelenler için mutlaka görülmesi gereken bir yer. 1667 yılında Louis XIV’nin
bahçıvanı Andre Le Notre tarafından Tuileries Bahçesi manzarasını genişletmek
için yapılmış.Orijinal adı “Avenue des Champs Elysees” olan Şanzelize, 18. yüzyılın sonlarına doğru
genişletilmiş.Şimdi Concorde Meydanı’ndan Zafer Takı’na kadar gidiyor. Ayrıca Paris’in en prestijli alışveriş mekanı olarak
değerlendirilen caddede bir kafede kahve ve tatlı molası verdikten sonra Zafer
takı ve Concorde meydanı’nı gezmeye gittim.
1806
yılında Napolyon tarafından inşa ettirilen 49 metre yüksekliğindeki Zafer Takı,
12 caddenin kesiştiği bir kavşağın tam ortasında bulunuyor. 1923 yılından beri
sönmeden yanmaya devam eden ateş, I. Dünya Savaşında ölen Fransız askerlerinin
bulunduğu Meçhul Asker Mezarı (Tombe Du Soldat Inconnu) ve anıt üzerindeki dört
büyük heykel (Gidiş, Direniş, Zafer, Barış) görülmeye değer. İsteyenler, bu
anıtın tepesine asansör ile çıkabiliyorlar ama tahmin edin, yine ne var? Evet,
upuzun bir kuyruk.Dolayısıyla az kalan enerjimi kuyrukta kaybetmek yerine,
dokuz hektarlık Paris’in ikinci büyük
meydanı olan Concorde Meydanına geçtim. 1763 yılında açılışı gerçekleştirilen
meydanın ortasında bir dikilitaş bulunuyor.19. yüzyılda Mısır Hükümeti
tarafından Fransa’ya hediye edilmiş ve ardından Mısır Obeliksi olarak da
anılmaya başlanmış olan bu dikilitaş üzerinde, II. Ramses’in hükümdarlığını
anlatan çeşitli hiyeroglifler yer alıyor.
Bu
dikilitaş dışında, meydanda iki büyük çeşme bulunuyor. Meydanı geçtikten sonra
karşınıza Tuileries Bahçesi çıkıyor. Bu
bahçe Concorde Meydanı ile Louvre Müzesi arasında bulunuyor. 1564 yılında
tamamlanmış olan bu bahçede simetrik olarak tasarlanmış havuzlar bulunuyor.Ayrıca
bahçenin çeşitli noktalarında heykeller ve oturma yerleri de var.
Eğer , Paris’e uzun bir zaman dilimi
ayırdıysanız mutlaka yapmanız gerekenler arasında, Seine Nehri’nde tekne turuna
çıkmak,Eiffel Kulesi’nin en üstüne kadar çıkıp Paris’i seyretmek,Notre Dame
Katedrali’ne gezmek,Louvre Müzesi’ni ziyaret etmek,Edith Piaf’tan Jim
Morrison’a, Moliere’den Yılmaz Güney’e kadar sanat dünyasının efsanevi isimlerinin gömülü olduğu Pere Lachaise Mezarlığı’nı görmek,Montmartre’deki
Ressamlar Tepesi de denilen Sacre Coeur Bazilikası’na çıkıp Paris manzarasının
tadını çıkarmak,bir zamanlar Dali, Picasso, Monet’nin yürüdüğü, Amelie filminin
çekildiği Montmartre’nin sokaklarında yürümek ve Moulin Rouge’a girip kan- kan
dansını izlemek,Versace, Hermes, Louis Vuitton gibi lüks mağazaların bulunduğu
Champs Élysé’yi (Şanzelize) gezmek, Champs Élysé Caddesi’nin bitiminde bulunan
Arc de Triomphe’un (Zafer Anıtı) üstüne çıkarak Champs Élysée’yi ve Paris'in
mükemmel manzarasını yüksekten izlemek,Luxembourg Bahçesi’nin huzurlu ortamında
soluklanmak ve Disneyland’de bir tam gün geçirip çocuklar gibi eğlenmek olmalı.
Artık
otele dönüp eşyalarımı toplamak durumunda olduğum için Opera Garnier,
Pinacotheque, Madeleine ve Place Vendome, Orsay Müzesi (Musée d'Orsay), Grand
Palais (Büyük Saray) ve Petit Palais (Küçük Saray) ve Ressamlar Tepesi gibi
muazzam yapıları sadece dışarıdan görmekle yetindim.Ancak önemli olan bu şehri acele
ederek gezmek değil , inanın.Bu şehri yaşamak , gezmekten daha zevkli , aynı
bir PARİSİENNE gibi…Gezginle başka bir seyahatte görüşmek üzere.
Sevgiler…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder