Geçen
sene yaz aylarında bir seyahat programı belirledim kendime. Seyahat
noktalarından biri de Midilli adası yani Zümrüt adaydı. Diğer yarı kurak Ege adalarının aksine Midilli’nin ormanlık olması
nedeniyle adaya ‘’Zümrüt Ada’’ da deniliyor. Bazı Avrupalı seyyahlar adanın
yeşil örtüsünü şu şekilde anlatıyor;
‘’Şimdiye kadar
Doğu'da gördüğüm yerler içinde Midilli kıyıları kadar göze hoş gelen bir yer olmadığını söyleyebilirim. Çam ve meşe ağaçları dorukları taçlandırmakta.
Denize kadar dağ yamaçları zeytin ormanlarıyla örtülü, bir karış kara toprak
gözükmüyor. Her taraf yemyeşil çimlik çimenlik, bağlar ve portakal bahçeleriyle
kaplı. Ağaçların arasından seçilen aşı boyalı evler çok bakımlı, köyler çok
güzel. Ve bu yeşillik yakıcı yaz mevsimi süresince kalıyor.’’
Bir başka adı da Lesvos olan ada Yunanistan’ın Girit
ve Rodos’tan sonra gelen üçüncü büyük adasıdır.Lesvos adı ünlü yunan şairi
Midili doğumlu Sappho’dan gelmektedir. Bu isim, Lesvos’lu anlamına gelen
lezbiyen kelimesinden gelmektedir.
Ada seyahati için Ayvalık’ta bir tur firması ile
anlaştım.Beni ve Ayvalıktan katılan bir grup insanı hudut kapısına
götürdüler.Yazık ki;sadece pasaportla giremiyorsunuz.Vize gerekmekte.Ancak
kapıda vize alabiliyorsunuz.Önümüzde uzun bir kuyruk var feribota
uzanan.Yetkililerin oldukça güler yüzlü olduğu dikkatimi çekiyor.Belki Yunanlıların
bizim gibi samimi ve cana yakın olmasından kaynaklıdır bu.
Gecikmeli de olsa başlayan yolculuk herkesi rahatlatıyor.Deniz kokusu,yüzünüzü
yalayarak geçen rüzgar ve bize eşlik eden gördüğüm en büyük deniz anaları
insanları biraz rahatlatmış biraz da heyecanlandırmış olmalı ki; kalktıktan 10
dakika sonra çocukların mutlu çığlıkları,erkek ve kadınların kahkahaları
sarıyor etrafı. Bense iyi ya da kötü tüm düşüncelerden uzak denizin
kokusunu ciğerlerimin en derinine kadar çekiyor ve rüzgarın beni de huzurla
doldurmasına izin veriyorum.
Tarihi kültürü zengin bir ada burası.Eski Osmanlı bankasını ve adanın en görkemli kilisesini , Agios Athannasios Katedral Kilisesini,ziyaret ettikten sonra eski Osmanlı hamamı ve camisini geziyoruz.Fotoğraf çekmememizi istemiyorlar.Ancak benim gibi ,bazılarımız yasaklara direniyor.
Adanın
Eski Şehir denen tarafına yolculuğumuz yaya olarak devam ediyor. Cidden çok
sıcak bir Haziran günü ve çok susadığımı fark ediyorum.Etrafta market
göremiyorum.Mecburen su bulabileceğimi düşündüğüm bir Yunan restoranına
giriyorum.İçerde kimse yok.Dışarıya bakıyorum.Karşı
caddeden yavaş adımlarla bana bakarak gelen , orta yaşlı ,çatık kaşlı,hafif
göbekli esmer biri " hello" diyerek karşılıyor beni."Su satın
almak istediğimi söylüyorum",suyu bana uzatıp paraya gerek olmadığını
söyleyerek gülümsüyor.O göbekli esmer ve ağır kanlı adam birden yardımsever,
güler yüzlü ve tatlı bir adama dönüşüyor.Bir dikişte bitirdiğim suyun tadının
oldukça farklı olduğunu söylemeliyim.Tatlı bir tat bırakıyor damakta.
Biraz
daha yay olarak devam ettikten sonra araca biniyoruz ve öğle yemeğimizi hoş ve
keyifli bir sohbet eşliğinde sahilde çok şirin bir restoranda yapıyoruz .Yunan
salatası,karides ve kalamar sipariş ediyoruz.Aklınızda bulunsun Midilli'nin
kalamarı da karidesi de bizimkilere göre oldukça sert. Zeytinyağlı ve kekikli
ekmeklerimiz de tatmaya değer.Beyaz şarabının çok lezzetli olduğunu söylemeliyim
.Hafif Vasilakiyi andırıyor.Bu arada tur
rehberimizle sohbet ettim.Çok ilgili ve keyifli bir beyefendi kendisi.Adanın
platosuna da oldukça hakim olduğunu söylemek gerekli.22 yıl olmuş Yunan
sularına geleli.
Yemek sonrası biraz serbest zamanımız vardı.Deniz
kenarında dinlenerek geçirmeyi tercih ettim bu zamanı nasılsa ilerleyen
saatlerde yorulacağımı düşünerek.Yaklaşık bir saat sonunda rehberimiz
bizi gezmemiz için bıraktığı yerden aldı.Arabayı benzin almak için bir benzin
istasyonuna çektik.Ekonomik krizden önce 85 cent olan benzinin litresinin 1
Euro 62 cente çıktığını öğrendik bu istasyonda.
Termi’ye
doğru ilerlemeye başladık depomuzu doldurduktan sonra.Yolda rehberimiz Termi
bölgesini anlatmaya başlıyor.
Termi kaplıcası ve kilisesi ile ünlüymüş.Burada ayazma( faydalı su) su çıkıyormuş.Dünyanın her yerinden insanlar damla damla akan bu için kuyrukta bekliyormuş söylediğine göre.Bu su özellikle göze iyi gelmekteymiş.
Yolda , 1909 yılında Fransız mimarlara yaptırılan Sarlitza Palace adında terk edilmiş bir otelin önünde duruyoruz. İçinde çini işlemeli iki havuzu olan otele ,1970 e kadar krallıkla yönetilen Yunanistan'ın kral ve kraliçesi ile zenginler bu otele gelirmiş.Zamanında Yorgo Papandreu da gelmiş.
M.Ö.3000 lerde bile yaşam olduğu söylenen Midilli'den birçok kavim geçmis.En önemlileri Dor,İyon ve Eol kavimleriymiş. M.Ö. 1150 yılında Dor kabileleri kuzeyden gelerek tüm Yunanistan’ı ve Akha Uygarlığı’nın başkenti Mykenai’yi yıkarak Yunan Uygarlığı’nın öncüsü konumuna yükselmişler. Sparta kenti bu kabileler tarafından kurulmuş. Bu kabileler demiri kullanmayı bildiklerinden buraların eski sahibi olan ve tarım yapan uygarlılara boyun eğdirebilmişler. Dor kabilelerinden sonra İyon ve Eoller gelmişler. İyon kabileleri Orta Yunanistan’a gelerek Atina şehrini kurmuş, oradan Attika yarımadası ve Ege adaları yoluyla Anadolu’nun Güney batısı’na yerleşerek buralardaki yarımadalarda ve savunulması kolay yerlerde şehir-devletler (polis) kurmuşlar. Bu şehir-devletlerin benzerleri günümüzdeki Çanakkale-İzmir arası kıyılarında daha sönük düzeylerde Eol kabilelerince de kurulmuş.
Termi kaplıcası ve kilisesi ile ünlüymüş.Burada ayazma( faydalı su) su çıkıyormuş.Dünyanın her yerinden insanlar damla damla akan bu için kuyrukta bekliyormuş söylediğine göre.Bu su özellikle göze iyi gelmekteymiş.
Yolda , 1909 yılında Fransız mimarlara yaptırılan Sarlitza Palace adında terk edilmiş bir otelin önünde duruyoruz. İçinde çini işlemeli iki havuzu olan otele ,1970 e kadar krallıkla yönetilen Yunanistan'ın kral ve kraliçesi ile zenginler bu otele gelirmiş.Zamanında Yorgo Papandreu da gelmiş.
M.Ö.3000 lerde bile yaşam olduğu söylenen Midilli'den birçok kavim geçmis.En önemlileri Dor,İyon ve Eol kavimleriymiş. M.Ö. 1150 yılında Dor kabileleri kuzeyden gelerek tüm Yunanistan’ı ve Akha Uygarlığı’nın başkenti Mykenai’yi yıkarak Yunan Uygarlığı’nın öncüsü konumuna yükselmişler. Sparta kenti bu kabileler tarafından kurulmuş. Bu kabileler demiri kullanmayı bildiklerinden buraların eski sahibi olan ve tarım yapan uygarlılara boyun eğdirebilmişler. Dor kabilelerinden sonra İyon ve Eoller gelmişler. İyon kabileleri Orta Yunanistan’a gelerek Atina şehrini kurmuş, oradan Attika yarımadası ve Ege adaları yoluyla Anadolu’nun Güney batısı’na yerleşerek buralardaki yarımadalarda ve savunulması kolay yerlerde şehir-devletler (polis) kurmuşlar. Bu şehir-devletlerin benzerleri günümüzdeki Çanakkale-İzmir arası kıyılarında daha sönük düzeylerde Eol kabilelerince de kurulmuş.
Rehberimizden
bu tarihi bilgileri aldıktan sonra yola devam ediyoruz.Yol kenarında küçük kilisecikler dikkatimi çekiyor.Bu küçük
kilisecikler yolda ölenler için ,kişinin tam öldüğü yere yapılırmış ve içine de
fotoğrafı konurmuş.
Sonunda Midilli adasının kalınması gereken en
güzel yeri olan, diğer yunan adalarının aksine beyaz ve mavi rengin hakim
olmadığı ama kendine has dokusu olan
kasabaya Molivos’a varıyoruz. Doğası bozulmamış, geleneksel taş binaları
korunmuş ve dejenere olmamış Molivos’ta
rehberimiz bizi ara sokaklarda gezdirmeye başlıyor.Çok şirin ve güzel bir yer
olduğunu söylemeliyim.Burada tüm evler kırmızı taştan.Rehberimizin söylediğine
göre bu taşlar Sarımsaklı’dan geliyormuş.
Molivos
şehri kültürel koruma(ayrıca unesco
dünya mirası listesinde) altındaymış.Bu da istediğiniz gibi ev inşa edemiyorsunuz anlamına geliyor.
Katı kurallar varmış. Evlerin dışı taş olmak zorunda ve renkler konusunda da
oldukça katı kurallar var deniyor.Dar sokakların üstü asmalar ve çiçeklerle
kaplı.Etrafa bakarak ilerlerken rehberimiz Fatih bey ayaklarıma bakıyor ve
terlik giyen herkesin sokaklarda karşılaşabileceği akrepler konusunda
uyarıyor. Zararsız da olsalar günü zehir edebiliyorlarmış.Ancak
yapabileceğim pek bir şey yok dikkatli yürümek dışında.
Orada bulunan kaynaktan Aşil ‘in su içtiği söyleniyor.
Civarda Afionas, Skutaros, Stipsi ve İpsilometopo köylerini de ziyaret
edebilirsiniz.
Suç oranı neredeyse sıfır diyor rehberimiz.Ölümler
daha çok trafik kazaları yüzündenmiş.Adada daha çok motor
kullanılıyor.Genellikle hem şoför hem de arkada oturan kişi kask takmadan cep
telefonu kullanıyor.Bu nedenle ağır trafik cezaları var diyor
rehberimiz.Alkollü araba kullanmanın cezası 700€ ve ehliyete el konması,kırmızı
ışıkta geçmenin cezası 80€,yanlış park etmenin cezası da 60€ imiş. Suç oranı
yok denecek kadar az olduğundan adanın hapishanesi 30 yıldır kapalıymış. Adada
çok sayıda kilise var.Rehberimizin söylediğine göre, kiliseler sahip olduğu
malların sadece vergisini ödese yaşanan kriz bitermiş.
Son olarak ölüm ve cenazelerden bahsetmek istiyorum. Ada halkı için krematoryum bulunmuyor,yani ölen kişi yakılmıyor.Aynı bizdeki gibi gömülüyor.Ancak ilginç bir detay var.Mezarlıklar çok pahalı olduğu için elbiseleriyle gömülecek kişi için,mezarlık üç seneliğine kiralanıyor.Tam üç sene sonra mezar tekrar açılıyor.Ölünün kemikleri alınıyor ve bir beze sarılarak,mezarlık yakınında tüm kemiklerin saklandığı bir yerde muhafaza ediliyor.Açılan mezara yeni biri gömülüyor.Ailesi istediği zaman kemiklere bakmaya gidebiliyor.Ölen kişi için 4. Gün balık çorbası,7. ve 40. gün sevdiği yemekler dağıtılıyor.
Çok tatlı ve adayla ilgili her konuya hakim bir rehber tanıdığım ,muhteşem gezi arkadaşları edindiğim ve güler yüzlü bir ada halkı tarafından karşılandığım Lesvos için size söyleyebileceğim son şey ;hiç değilse bir kere gelip görün,pişman olmayacaksınız.Sevgiler.
Son olarak ölüm ve cenazelerden bahsetmek istiyorum. Ada halkı için krematoryum bulunmuyor,yani ölen kişi yakılmıyor.Aynı bizdeki gibi gömülüyor.Ancak ilginç bir detay var.Mezarlıklar çok pahalı olduğu için elbiseleriyle gömülecek kişi için,mezarlık üç seneliğine kiralanıyor.Tam üç sene sonra mezar tekrar açılıyor.Ölünün kemikleri alınıyor ve bir beze sarılarak,mezarlık yakınında tüm kemiklerin saklandığı bir yerde muhafaza ediliyor.Açılan mezara yeni biri gömülüyor.Ailesi istediği zaman kemiklere bakmaya gidebiliyor.Ölen kişi için 4. Gün balık çorbası,7. ve 40. gün sevdiği yemekler dağıtılıyor.
Çok tatlı ve adayla ilgili her konuya hakim bir rehber tanıdığım ,muhteşem gezi arkadaşları edindiğim ve güler yüzlü bir ada halkı tarafından karşılandığım Lesvos için size söyleyebileceğim son şey ;hiç değilse bir kere gelip görün,pişman olmayacaksınız.Sevgiler.
ELİF
AKINCI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder