25 Kasım 2015 Çarşamba

ROTAMIZ ZÜMRÜT ADA



Geçen sene yaz aylarında bir seyahat programı belirledim kendime. Seyahat noktalarından biri de Midilli adası yani Zümrüt adaydı. Diğer yarı kurak Ege adalarının aksine Midilli’nin ormanlık olması nedeniyle adaya ‘’Zümrüt Ada’’ da deniliyor. Bazı Avrupalı seyyahlar adanın yeşil örtüsünü şu şekilde anlatıyor;
‘’Şimdiye kadar Doğu'da gördüğüm yerler içinde Midilli kıyıları kadar göze hoş gelen bir yer olmadığını söyleyebilirim. Çam ve meşe ağaçları dorukları taçlandırmakta. Denize kadar dağ yamaçları zeytin ormanlarıyla örtülü, bir karış kara toprak gözükmüyor. Her taraf yemyeşil çimlik çimenlik, bağlar ve portakal bahçeleriyle kaplı. Ağaçların arasından seçilen aşı boyalı evler çok bakımlı, köyler çok güzel. Ve bu yeşillik yakıcı yaz mevsimi süresince kalıyor.’’
Bir başka adı da Lesvos olan ada Yunanistan’ın Girit ve Rodos’tan sonra gelen üçüncü büyük adasıdır.Lesvos adı ünlü yunan şairi Midili doğumlu Sappho’dan gelmektedir. Bu isim, Lesvos’lu anlamına gelen lezbiyen kelimesinden gelmektedir.
Ada seyahati için Ayvalık’ta bir tur firması ile anlaştım.Beni ve Ayvalıktan katılan bir grup insanı hudut kapısına götürdüler.Yazık ki;sadece pasaportla giremiyorsunuz.Vize gerekmekte.Ancak kapıda vize alabiliyorsunuz.Önümüzde uzun bir kuyruk var feribota uzanan.Yetkililerin oldukça güler yüzlü olduğu dikkatimi çekiyor.Belki Yunanlıların bizim gibi samimi ve cana yakın olmasından kaynaklıdır bu.
Nihayet kuyruğu atlatıp feribota yerleşiyoruz.Ancak feribot yolculuğumuz yarım saat geç başlıyor.Haliyle insanlar fena halde sıkılıyor bu esnada.Kaptandan öğrendiğim kadarıyla yaz aylarında feribotlarda gecikmeler olabiliyormuş.Kısacası feribotun dolmasını bekliyorlar.
Gecikmeli de olsa başlayan yolculuk herkesi rahatlatıyor.Deniz kokusu,yüzünüzü yalayarak geçen rüzgar ve bize eşlik eden gördüğüm en büyük deniz anaları insanları biraz rahatlatmış biraz da heyecanlandırmış olmalı ki; kalktıktan 10 dakika sonra çocukların mutlu çığlıkları,erkek ve kadınların kahkahaları sarıyor etrafı. Bense iyi ya da kötü tüm düşüncelerden uzak denizin kokusunu ciğerlerimin en derinine kadar çekiyor ve rüzgarın beni de huzurla doldurmasına izin veriyorum.
Yolculuk bitiminde nihayet Yunan sularına varıyoruz.Pasaport kontrolü için sıraya giriyoruz.Hızlıca geçiyorum kapıdan.Herkes çok güler yüzlü yine."Merhaba" diyerek karşılıyorlar bizi.Dışarıda tur rehberimizi bulduktan sonra Midilli sokaklarında gezmeye başlıyoruz.
Tarihi kültürü zengin bir ada burası.Eski Osmanlı bankasını ve adanın en görkemli kilisesini ,
Agios Athannasios Katedral Kilisesini,ziyaret ettikten sonra eski Osmanlı hamamı ve camisini geziyoruz.Fotoğraf çekmememizi istemiyorlar.Ancak benim gibi ,bazılarımız yasaklara direniyor.
Adanın Eski Şehir denen tarafına yolculuğumuz yaya olarak devam ediyor. Cidden çok sıcak bir Haziran günü ve çok susadığımı fark ediyorum.Etrafta market göremiyorum.Mecburen su bulabileceğimi düşündüğüm bir Yunan restoranına giriyorum.İçerde kimse yok.Dışarıya bakıyorum.Karşı caddeden yavaş adımlarla bana bakarak gelen , orta yaşlı ,çatık kaşlı,hafif göbekli esmer biri " hello" diyerek karşılıyor beni."Su satın almak istediğimi söylüyorum",suyu bana uzatıp paraya gerek olmadığını söyleyerek gülümsüyor.O göbekli esmer ve ağır kanlı adam birden yardımsever, güler yüzlü ve tatlı bir adama dönüşüyor.Bir dikişte bitirdiğim suyun tadının oldukça farklı olduğunu söylemeliyim.Tatlı bir tat bırakıyor damakta.
Biraz daha yay olarak devam ettikten sonra araca biniyoruz ve öğle yemeğimizi hoş ve keyifli bir sohbet eşliğinde sahilde çok şirin bir restoranda yapıyoruz .Yunan salatası,karides ve kalamar sipariş ediyoruz.Aklınızda bulunsun Midilli'nin kalamarı da karidesi de bizimkilere göre oldukça sert. Zeytinyağlı ve kekikli ekmeklerimiz de tatmaya değer.Beyaz şarabının çok lezzetli olduğunu söylemeliyim .Hafif  Vasilakiyi andırıyor.Bu arada tur rehberimizle sohbet ettim.Çok ilgili ve keyifli bir beyefendi kendisi.Adanın platosuna da oldukça hakim olduğunu söylemek gerekli.22 yıl olmuş Yunan sularına geleli.
Yemek sonrası biraz serbest zamanımız vardı.Deniz kenarında dinlenerek geçirmeyi tercih ettim bu zamanı nasılsa ilerleyen saatlerde yorulacağımı düşünerek.Yaklaşık bir saat sonunda rehberimiz bizi gezmemiz için bıraktığı yerden aldı.Arabayı benzin almak için bir benzin istasyonuna çektik.Ekonomik krizden önce 85 cent olan benzinin litresinin 1 Euro 62 cente çıktığını öğrendik bu istasyonda.
Termi’ye doğru ilerlemeye başladık depomuzu doldurduktan sonra.Yolda rehberimiz Termi bölgesini anlatmaya başlıyor.
Termi kaplıcası ve kilisesi ile ünlüymüş.Burada ayazma( faydalı su) su çıkıyormuş.Dünyanın her yerinden insanlar damla damla akan bu için kuyrukta bekliyormuş söylediğine göre.Bu su özellikle göze iyi gelmekteymiş.
Yolda , 1909 yılında Fransız mimarlara yaptırılan
Sarlitza Palace adında terk edilmiş bir otelin önünde duruyoruz. İçinde çini işlemeli iki havuzu olan otele ,1970 e kadar krallıkla yönetilen Yunanistan'ın kral ve kraliçesi ile zenginler bu otele gelirmiş.Zamanında Yorgo Papandreu da gelmiş.
M.Ö.3000 lerde bile yaşam olduğu söylenen Midilli'den birçok kavim geçmis.En önemlileri Dor,İyon ve  Eol kavimleriymiş.
M.Ö. 1150 yılında Dor kabileleri kuzeyden gelerek tüm Yunanistan’ı ve Akha Uygarlığı’nın başkenti Mykenai’yi yıkarak Yunan Uygarlığı’nın öncüsü konumuna yükselmişler. Sparta kenti bu kabileler tarafından kurulmuş. Bu kabileler demiri kullanmayı bildiklerinden buraların eski sahibi olan ve tarım yapan uygarlılara boyun eğdirebilmişler. Dor kabilelerinden sonra İyon ve Eoller gelmişler. İyon kabileleri Orta Yunanistan’a gelerek Atina şehrini kurmuş, oradan Attika yarımadası ve Ege adaları yoluyla Anadolu’nun Güney batısı’na yerleşerek buralardaki yarımadalarda ve savunulması kolay yerlerde şehir-devletler (polis) kurmuşlar. Bu şehir-devletlerin benzerleri günümüzdeki Çanakkale-İzmir arası kıyılarında daha sönük düzeylerde Eol kabilelerince de kurulmuş.
Rehberimizden bu tarihi bilgileri aldıktan sonra yola devam ediyoruz.Yol kenarında küçük kilisecikler dikkatimi çekiyor.Bu küçük kilisecikler yolda ölenler için ,kişinin tam öldüğü yere yapılırmış ve içine de fotoğrafı konurmuş.
Termi'den Mandamados'a geçiyoruz. Bu bölgenin en ünlü manastırını gezmeye başlıyoruz. Taksiarhis Manastırı’nın girişinde bu uçakla karşılaşıyoruz. Merakla soruyorum rehberimize ‘’manastırda uçağın işi ne?’’ diye. Bölge halkı mucizelere çok inanırmış rehberimizin söylediğine göre.Rivayete göre buraya bu bölgeden gecen bir uçak düşmüş. Altı pilot da kazadan burnu kanamadan kurtulmuş. Düşüş sırasında kanatlı bir meleğin kendi üzerlerine kapanarak onlara yardım ettiğini söylemişler. Ve hayatlarının kurtulmasını bu manastırdaki azize borçlu olduklarını düşünüp, 2 yıl boyunca çalışarak, altı pilot ,bu uçağı satın alıp bu manastıra bağışlamışlar.
Manastırın içini gezdikten sonra kilisenin bahçesinde buraya özgü olan ballı yoğurt ve lokmanın tadına bakabilirsiniz. Ballı yoğurdun üzerinde bir de ince kıyılmış ceviz bulunmakta. Doğal ev yoğurdu olduğunu söylüyor rehberimiz. Özellikle lokması gerçekten muhteşem.Yumuşacık bu lezzeti tadarken hafif bir tarçın olduğunu fark ediyorsunuz içinde.Sanırım totalde ikisi 4 ya da 5 Euro. Burada her yerde frappe var.Ancak bildiğimiz frappelere hiç benzemiyor.Üç opsiyonunuz var.Sütsüz,az sütlü ve sütlü.Ancak söylemeliyim ki;sütlüsü bile oldukça sert.Tüm ada halkı frappeyi bizim çayı içtiğimiz sıklıkta ve şekilde içiyorlar.Bunun yanında katmere benzeyen bir hamur işleri var.Ancak bu sıcakta hem çok ağır olduğu için ,hem de birazdan Molivosta yemek yiyeceğimiz için rehberimiz bizi uyarıyor.Ben de etraftaki minik kediciklerle yemeğimi paylaşıyorum.
Sonunda Midilli adasının kalınması gereken en güzel yeri olan, diğer yunan adalarının aksine beyaz ve mavi rengin hakim olmadığı ama kendine has dokusu olan  kasabaya Molivos’a varıyoruz. Doğası bozulmamış, geleneksel taş binaları korunmuş  ve dejenere olmamış Molivos’ta rehberimiz bizi ara sokaklarda gezdirmeye başlıyor.Çok şirin ve güzel bir yer olduğunu söylemeliyim.Burada tüm evler kırmızı taştan.Rehberimizin söylediğine göre bu taşlar Sarımsaklı’dan geliyormuş.
Molivos şehri kültürel koruma(ayrıca unesco dünya mirası listesinde) altındaymış.Bu da istediğiniz gibi ev inşa edemiyorsunuz anlamına geliyor. Katı kurallar varmış. Evlerin dışı taş olmak zorunda ve renkler konusunda da oldukça katı kurallar var deniyor.Dar sokakların üstü asmalar ve çiçeklerle kaplı.Etrafa bakarak ilerlerken rehberimiz Fatih bey ayaklarıma bakıyor ve terlik giyen herkesin sokaklarda karşılaşabileceği akrepler konusunda uyarıyor. Zararsız da olsalar günü zehir edebiliyorlarmış.Ancak yapabileceğim pek bir şey yok dikkatli yürümek dışında.

Molivos’ta manzaranın tadını çıkarttıktan sonra  Petra’ya doğru yola çıkıyoruz.Ancak Petra’ya gitmeden önce müthiş bir manzaranın bizi beklediği dondurma yiyeceğimiz restorana geliyoruz.Sakızlı dondurması çok ünlüymüş.Ben karpuzlu dondurma tercih ettim ve mükemmel bir tat olduğunu söylemeliyim.Bir top yemeniz yeterli zira porsiyon cidden büyük.Suyun şişesine 1€, dondurmanın topuna ise 3€ veriyorsunuz.Kesin olan tek bir şey var ki; buradan dondurma yemeden ayrılmamalısınız.
Uzun bir yolculuk sonrası Petra’ya geliyoruz.Burası 19. ve 20. yüzyıla ait eski konaklar ve güzel bahçelerle doluymuş. Bunlardan biri olan Varelcidena konağı(müzesi), merkez meydanına oldukça yakın.Turizm burada gelişmiş diyebilirim.Çok sayıda bar,restoran,kafe,pansiyon var.Günlük ortalama 40€ vererek burada kalabileceğiniz güzel yerler bulmanız mümkün.Sokak sokak geziyoruz biz de.Magnet tutkunu olan ben,Lesvos ve Molivos magnetlerinin arasında kayboluyorum.Hatta kendimden geçtiğimi söyleyenler bile var şapkamı ve telefonumu düşürünce. Petra’nın plajı adanın en güzel yeriymiş.Petra’nın koyunda Hagios Giorgis, Mikro Nisi, Glaronisi ve Mirmingi adlı 4 adacık görülüyor. Bu adacıklar kuş gözlemevleri ayni zamanda yabani kuşların hayatını koruyan bölgeler olarak ilan edilmiş.Petra ‘ya bitişik ilerleyen yolda Petri yer alıyor. Yol sizi "Ahilleopigada" götürüyor.
Orada bulunan kaynaktan Aşil ‘in su içtiği söyleniyor. Civarda Afionas, Skutaros, Stipsi ve İpsilometopo köylerini de ziyaret edebilirsiniz.
Biraz da, ada halkının geleneklerinden ve yaşam tarzından bahsetmek istiyorum.Evlenmek için kız değil,erkek istemeye gidiliyor.Erkek için çeyiz isteniyor.Kız tarafı(babası) borçla da olsa bir ev almak zorunda.Yoksa kız evlenemiyor.Geçim sıkıntısı çekerlerse kız zor durumda kalmasın,evi olsun diye uygulanan bir gelenekmiş.Eskiden kız babası oğlana iş kuracak kadar para vermek zorunda diye kanun varmış ama sonradan kaldırılmış. Mirasta ise malların 3/4 kızlara, 1/4'ü ise erkeklere paylaştırılıyormuş.
Suç oranı neredeyse sıfır diyor rehberimiz.Ölümler daha çok trafik kazaları yüzündenmiş.Adada daha çok motor kullanılıyor.Genellikle hem şoför hem de arkada oturan kişi kask takmadan cep telefonu kullanıyor.Bu nedenle ağır trafik cezaları var diyor rehberimiz.Alkollü araba kullanmanın cezası 700€ ve ehliyete el konması,kırmızı ışıkta geçmenin cezası 80€,yanlış park etmenin cezası da 60€ imiş. Suç oranı yok denecek kadar az olduğundan adanın hapishanesi 30 yıldır kapalıymış. Adada çok sayıda kilise var.Rehberimizin söylediğine göre, kiliseler sahip olduğu malların sadece vergisini ödese yaşanan kriz bitermiş.
Son olarak ölüm ve cenazelerden bahsetmek istiyorum. Ada halkı için krematoryum bulunmuyor,yani ölen kişi yakılmıyor.Aynı bizdeki gibi gömülüyor.Ancak ilginç bir detay var.Mezarlıklar çok pahalı olduğu için elbiseleriyle gömülecek kişi için,mezarlık üç seneliğine kiralanıyor.Tam üç sene sonra mezar tekrar açılıyor.Ölünün kemikleri alınıyor ve bir beze sarılarak,mezarlık yakınında tüm kemiklerin saklandığı bir yerde muhafaza ediliyor.Açılan mezara yeni biri gömülüyor.Ailesi istediği zaman kemiklere bakmaya gidebiliyor.Ölen kişi için 4. Gün balık çorbası,7. ve 40. gün sevdiği yemekler dağıtılıyor.

Çok tatlı ve adayla ilgili her konuya hakim bir rehber tanıdığım ,muhteşem gezi arkadaşları edindiğim ve güler yüzlü bir ada halkı tarafından karşılandığım Lesvos için size söyleyebileceğim son şey ;hiç değilse bir kere gelip görün,pişman olmayacaksınız.Sevgiler.


                                                                                                                                             ELİF AKINCI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder