2 Aralık 2015 Çarşamba

SULARIN ÜZERİNDEKİ RÜYA…


Gördüğüm en muhteşem şehirlerden biri olan Venedik,gezilmesi değil,yaşanması gereken rüya bir kent.Gezginlerin mutlaka uğraması gereken bu şehirde 117 ada, bunları birbirinden ayıran 170 kanal, bunların üzerinde ise 400 civarı köprü bulunuyor.

Venedik Marco Polo havaalanına hemen her gün uçak bulmak mümkün.Sabah erken saatte orada olunup, dönüşte de akşam saatlerinde dönülebiliyor. ACTV ye ait “5 D” numaralı otobüse binmek havaalanından şehre gitmenin en basit ve elbette ekonomik yolu. Tek yönlü şehre gidiş biletinin 3 euro olduğu otobüs terminal çıkışında beklemekte ve  otobüsün hemen yanında bilet otomatı var. Yol yaklaşık yarım saat sürüyor.Son durak olan Piazzale Roma, motorlu kara taşıtlarının Venedik’te gelebildiği son nokta.Piazzale Roma’danşehre ya yürüyerek ya da kanal otobüslerine binilerek giriliyor. Ama benim tavsiyem yürümeniz yönünde.Zira Venedik’te yürüyerek keşfetmenin tadı bambaşka.Mesafeler çok kısa olmasa da inanın bir yerden bir yere nasıl ulaştığınızı anlamıyorsunuz.Yine de isterseniz,vaporettoları (yolcu tekneleri)kullanabilirsiniz.

Direk olarak San Marco meydanına ulaşmak isterseniz havaalanının hemen dışından binebileceğiniz tekneler sizi kolaylıkla meydana ulaştıracaktır.Teknelerle seyahat esnasında Venedik’in büyüleyici güzelliğini izlemek de ayrı bir tat.


San Marco meydanı mutlaka gezilmesi gereken yerlerden biri. Napoleon Bonaparte "San Marco Meydanı, dünyanın en güzel dans pistidir ve sadece mavi gökyüzü onun çatısı olmaya layıktır" demiş.Meydanı gezdiğinizde ne demek istediğini daha net anlıyorsunuz.Bu ünlü meydanda Zaccaria iskelesi bulunuyor.Buradan adalara da giden tekneler hareket ediyor.Eğer bir gün boyunca adalar ve kanal turu yapmak isterseniz 12 saati 16 Euro olan bir bilet alınarak seyahat edilebilir.Tabii bu tek opsiyon değil.Arzu edilirse 24,36 ve 72 saatlik seçeneklerde var.Ama 12 saat hepsi için yeterli olacaktır.

San Marco meydanı akşam biraz daha kalabalıklaşıyor.Gerçi gündüz kalabalığı da azımsanacak gibi değil.Burada bulunan kafelerin hepsinde canlı olarak klasik müzik çalıyor.Benim tavsiyem 1720’lerden beri açık olan,şehrin vazgeçilmezlerinden Cafe Florian’da oturmanız.Size bambaşka tatlar sunacak olan bu kafe aynı zamanda ,meşhur çapkın Casanova,Dickens ve Goethe gibi dünyaya malolmuş yazarları,aktörleri ve düşünürleri de ağırlamış. İki yılda bir gerçekleştirilen ve Venedik Film Festivali'ni de bünyesinde barındıran Venedik  Bienali'nin de ilk adımları bu kafede atılmış.İlk canlı klasik müzik de bu kafede çalınmaya başlanmıştır.Tabii fiyatlar biraz daha pahalı bu nedenle..

Meydanın göbeğinde Best Western Hotel Cavaletto bulunuyor.Otel konaklamak için oldukça ideal.Otelde her yere ulaşım çok kolay.Gondollar tam otel camının önünden kalıyor ve meydana yürüme mesafesi sadece 5 adım..Sabah kalktığınızda camın önünde kahvenizi yudumlarken kanalı ve gondolları izlemek çok keyifli.Bu durum Hollywood film sektörününde ilgisini çekmiş olacak ki ; Casino Royal filminin bazı sahneleri burada çekilmiş.

Elbette meydandaki kafeler ve oteller dışında ,meydana damgasını vuran bir diğer yapı da  San Marco Kilisesi. (Basilica Cattedrale Patriarcale di San Marco) Kilisedeki 4 at heykeli o dönem Constantinopolis olarak bilinen İstanbul’dan getirilmiş.Bunu öğrenince gururlandım biraz.O kadar büyük bir yapı ki; Venedik sıcağında başınızı yukarı kaldırıp baktığınızda güneş gözlerinizi yaşartıyor.Güneşle beraber kilisenin üzerindeki yaldızlı mozaikler ve kabartmalar resmen parlıyor. Yalnız önünde uzun kuyruklar var.Eğer kuyrukta beklemek istemezseniz www.venetoinside.com/en/saint_mark_s_basilica  sayfasından  rezervasyon yaptırabilirsiniz. 
Kilisenin karşısında Campanile di San Marcokulesine çıkıp Venedik manzarasını izleyebilirsiniz.Ama kanallar buradan görünmüyor.’’Elif Hanım hani nerede muhteşem Venedik manzarası ?’’ demeyin sonra.

Venedik’te gezilecek en büyük kanal Canal Grande yani Büyük Kanal'dır. Şehrin tam ortasından S şeklinde dolanan bu kanalı vaporettolar ile gezebilirsiniz. Bu yolculuk sırasında Venedik'in en eski ve en ünlü köprüsü olan Rialto Köprüsü'nü de (Ponte Rialto) görebilirsiniz.
Bu köprünün hikayesinin de oldukça acıklı olduğunu söylemeliyim.Bu köprü, mahkumların yargılandıktan sonra, hapishaneye geçmek için kullandıkları ve hücrelerine geçmeden önce, gün ışığına ve Venedik manzarasına son kez baktıkları köprü olduğu için "Ahlar Köprüsü" adını almış.

Gelelim ünlü Venedik maskelerine… Her sene Paskalya öncesi Şubat ve Mart aylarında yapılan Venedik Karnavalı zamanında bu şehre giderseniz sokaklarda yüzünde rengarenk maskeleri ile dolaşan yüzlerce kişi görebilirsiniz. Eğer siz de ünlü Venedik maskelerinden almak isterseniz mutlaka La Bollega dei Mascareri'ye uğramalısınız.

Lido, Murano ve Burano adalarını da gezip görmek isterseniz biraz daha uzun kalmanızı öneririm.Lido, Venedik'te insanların denize girmek için gittikleri, kumsalı olan bir ada. Ama çok keyifli gelmedi bana. Onun yerine Murano ve Burano adalarına vakit ayırmanızı öneririm. Murano Adası, cam atölyeleri ile ünlü olan, ve buralarda çalışan ustaları canlı olarak izleyebileceğiniz, hatta kendi cam eserlerini yaratabileceğiniz bir ada. Burano Adası ise dantelleri ile ünlü dükkanları olan bir ada. Ancak bence dantelden daha çok, rengarenk çok şirin evleri ile ünlü olması gereken bir yer bence.
Peki ya pizzalar, makarnalar, tatlılar  ?  Ristorante S. Stefano  muhteşem lazanya yiyebileceğiniz yegane yer.Lazanya seviyorsanız kesin burada yemelisiniz. Diğer önereceğim restoran ise Campo S. Angola'daAcqua Pazza. Yalnız çok kalabalık,o yüzden  erken gitmenizde fayda var.
Venedik dondurması da muhteşem.Güzel bir dondurma yemek istiyorsanız, Gelato Nico'ya uğramalısınız. Tiramisu meraklıları için, kesinlikle Murano Adası'na uğramalısınız.Tiramisunun vazgeçilmezi de elbette Bailey’s dir.Çok keyif alacağınızı söylemeliyim.

Bu sefer karnaval havasını yaşayamasam da kesinlikle aşıklar şehri olduğunu söylemeliyim.Romantizm yediklerinizden soluduğunuz havaya kadar içinize giriyor.Venedikten , San Marco Meydanı ve kilisesini görmeden,maske almadan,caddelerde kaybolmadan,dondurma ve lazanya yemeden,şarap içmeden,cam atölyelerini görmeden,gondolla gezmeden ayrılmamanızı öneririm



 Sevgiler…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder