Üzerinde
güneş batmayan ülke yani , "evrenin
merkezi" konumundaki
anlayış iktisatçı Jevons tarafından ortaya atılmış, İngiltere'nin
neredeyse tüm dünyaya sömürge muamelesi yaptığı "kapitalist
uygarlık" anlayışını
en iyi şekilde ortaya koymuştur.
"Kuzey amerika ve Rusya ovaları bizim ekin tarlalarımızdır; Chicago ve Odesa bizim ambarlarımızdır; Kanada ve Baltık bizim kereste ormanlarımızdır; Avustralya'da bizim koyun çiftliklerimiz vardır; Arjantin'de ve Kuzey Amerika'nın batısındaki kırlarında bizim öküz sürülerimiz yayılır, Peru altınını gönderir, Güney Amerika ve Avusturalya altını Londra'ya akar, Hindular ve Çinliler çayı bizim için yetiştirirler ve bizim kahve, şeker ve baharat çiftliklerimiz tüm Hint adaları üzerindedir. İspanya ve Fransa bizim bağlarımız, Akdeniz meyve bahçemizdir; ve uzun süre güney birleşik devletlerini kapsayan bizim pamuk alanlarımız artık dünyadaki sıcak bölgelerin her yanına yayılmaktadır."
İngiltere sömürgeciliğe iç savaş
ardından yapılan 1688 Devrimi ile başladığı söylenebilinir.Bu devrim ile
İngiltere de yönetim meşruti ve anayasal oldu.Parlamento ülkenin gerçek gücü
haline gelmişti.Bu devrim ve daha sonra Hannover Hanedanı’nın iktidara gelmesi
ticaret burjuvazisinin işine yarayıp İngiliz sömürgeciliğini tetikleyen güç
oldu.
Devrimi denizlerde yayılma izledi. Ticari bir kar elde etmek için tam bir imparatorluk meydana getirildi ve düzenli bir şekilde sömürülmeye başlandı.Elbette bunları yapabilmesi için deniz üstünlüğüne ihtiyacı vardı.Bunu da kısa süre içinde hallederek yayılmaya başladı.
İngiltere’nin bu yayılması diğer büyük güçleri İngiltere aleyhinde ittifaka itti. Bu rekabetin getirdiği savaş ters bir etki yaparak İngiltere’nin yayılmasına yaradı. İspanya Veraset Savaşı (1701-1713) ve Yedi Yıl Savaşları (1756-1763) İngiltere’nin çok önemli sömürgeler elde etmesine yaradı. Ayrıca Hindistan’da bölge hakimiyeti için Fransa ile yapılan Plasey Savaşı neticesinde, bölgeden Fransızlar’ın çekilmesine ve buraları İngilizler’e devretmesine neden oldu. Hindistan ile İngiltere arasındaki en önemli geçiş yeri olan Ortadoğu bölgesinin İngiltere açısından önemi artmaya başladı.
1770’lere doğru Amerika ve Hindistan olmak üzere iki İngiliz nüfuz bölgesi oluşmuştu. Bu geniş toprakların korunması ve sömürülmesi gittikçe ağırlaşan ulaşım sorunları nedeniyle deniz üsleri sorunu doğmaya başladı. Bu dönem aslında Doğu ile ticareti rahatça yapmak, pazarları ve buralara erişimi sağlayan ticaret yolları üzerindeki stratejik mevkileri elde tutmak için mücadelenin olduğu zamandır. Bu zamanda Ortadoğu’nun öneminin artmasının bir diğer sebebi de Atlantik yolunun denetimini Hollandalılar’ın elinde olmasından kaynaklanıyordu. Özellikle batısının denetimini elinde tuttuğu Akdeniz, İngilizler açısından daha bir önemli hale gelmişti.
Sanayi Devrimi’nin birinci aşaması ile İngiltere, sömürgelerinde ki plantasyonlarından elde ettiği hammaddeyi çok kısa zamanda işleyip pazara sürdü. Bununla rekabet edemeyen yerel tüccarlar ticareti büyük ölçüde İngilizler’e bırakmak zorunda kaldılar.
Devrimi denizlerde yayılma izledi. Ticari bir kar elde etmek için tam bir imparatorluk meydana getirildi ve düzenli bir şekilde sömürülmeye başlandı.Elbette bunları yapabilmesi için deniz üstünlüğüne ihtiyacı vardı.Bunu da kısa süre içinde hallederek yayılmaya başladı.
İngiltere’nin bu yayılması diğer büyük güçleri İngiltere aleyhinde ittifaka itti. Bu rekabetin getirdiği savaş ters bir etki yaparak İngiltere’nin yayılmasına yaradı. İspanya Veraset Savaşı (1701-1713) ve Yedi Yıl Savaşları (1756-1763) İngiltere’nin çok önemli sömürgeler elde etmesine yaradı. Ayrıca Hindistan’da bölge hakimiyeti için Fransa ile yapılan Plasey Savaşı neticesinde, bölgeden Fransızlar’ın çekilmesine ve buraları İngilizler’e devretmesine neden oldu. Hindistan ile İngiltere arasındaki en önemli geçiş yeri olan Ortadoğu bölgesinin İngiltere açısından önemi artmaya başladı.
1770’lere doğru Amerika ve Hindistan olmak üzere iki İngiliz nüfuz bölgesi oluşmuştu. Bu geniş toprakların korunması ve sömürülmesi gittikçe ağırlaşan ulaşım sorunları nedeniyle deniz üsleri sorunu doğmaya başladı. Bu dönem aslında Doğu ile ticareti rahatça yapmak, pazarları ve buralara erişimi sağlayan ticaret yolları üzerindeki stratejik mevkileri elde tutmak için mücadelenin olduğu zamandır. Bu zamanda Ortadoğu’nun öneminin artmasının bir diğer sebebi de Atlantik yolunun denetimini Hollandalılar’ın elinde olmasından kaynaklanıyordu. Özellikle batısının denetimini elinde tuttuğu Akdeniz, İngilizler açısından daha bir önemli hale gelmişti.
Sanayi Devrimi’nin birinci aşaması ile İngiltere, sömürgelerinde ki plantasyonlarından elde ettiği hammaddeyi çok kısa zamanda işleyip pazara sürdü. Bununla rekabet edemeyen yerel tüccarlar ticareti büyük ölçüde İngilizler’e bırakmak zorunda kaldılar.
Elbette
beni İngiltere’ye çeken sömürge siyasetindeki rolü değil.Tarihi,sanatı,
sanatçısı,yaşam tarzı ve insanı..
|
‘’THE SUN went down, the smoke rose up as from
|
|
A half-unquench’d volcano, o’er a space
|
|
Which well beseem’d the “Devil’s drawing-room,”
|
|
As some have qualified that wondrous
place:
|
|
But Juan felt, though not approaching home,
|
|
As one who, though he were not of the
race,
|
|
Revered the soil, of those true sons the mother,
|
|
Who butcher’d half the earth, and bullied t’other.
|
|
|
|
A mighty mass of brick, and smoke, and shipping,
|
|
Dirty and dusky, but as wide as eye
|
|
Could reach, with here and there a sail just
skipping
|
|
In sight, then lost amidst the forestry
|
|
Of masts; a wilderness of steeples peeping
|
|
On tiptoe through their sea-coal canopy;
|
|
A huge, dun cupola, like a foolscap crown
|
|
On a fool’s head—and there is London Town!’’
|
Gelmiş geçmiş en büyük İngiliz
şairlerinden olan Lord Byron Londra denildiğinde ilk aklıma gelen isimlerden
olmuştur hep.İngilizler de sanatçıya oldukça sahip çıkmış.Özellikle şehri
gezerken pek çok restoran adının Byron olduğuna şahit olabilirsiniz.
Londra için anlatılacak o kadar çok şey
var ki..Nereden başlayacağımı ben bile kestiremiyorum.Ancak birkaç sayfaya
sığmayacağını garanti edebilirim.İyisi mi; en sevdiğim ve huzur bulduğum yerden
başlamak…
HYDE PARK VE KENSINGTON SARAYI
Park 1851'deki büyük sergi, adam asmalar, gasplar, ve
düellolar ve çok sayıda kamusal olaya sahne olmuş ve hala, yazları pop
konserleri, kışları Noel pazarları, ve tüm yıl boyunca politik gösteriler için
popüler bir toplanma noktası.
Pek çok insanın daha fazla sosyalleşmek ya da spor
yapmak için kullandığı bu parkı baştan sona her köşesini gezme fırsatını
buldum.
Hyde parka gidip Tyburn Darağacı bölgesini ziyaret
etmeden olmazdı.Zira burada korkunç bir tarih yatmakta. Mermer kemerin
bulunduğu trafik adasında bu dar ağacının bulunduğu alanı işaretleyen bir
plaket bulmuş bu noktada 50.000 civarında insan hayatını kaybetmiş ve bunlardan 105 tanesi reformasyon sırasında
şehit edilen Katoliklermiş ve onların anısına da 1902 yılında Tyburn Convent
kurulmuş.
Yaklaşık 500 yıl boyunca Tyburn başkentin başlıca halka açık infaz yeri olmuş."Tyburn ağacı " veya "Ünlü Ağaç " olarak bilinen üç ayaklı darağacı bir seferde 20 kişi idam etme kapasitesine sahipmiş. Mahkûmlar Newgate cezaevinden en güzel kıyafetlerini giymiş , çoğunlukla boyunlarında ilmikler ile alınıp, bir at arabasıyla sokaklarda gezilirmiş.Soyluların bu seyahati kendi arabaları ile yapmalarına izin verilirmiş.
Hapishanenin tam karşısında çiçek verilir yol boyunca
çeşitli tavernalarda yarımşar litre bir çeşit bira içilirmiş.Böylece Tyburn'e
varıldığında birçoğu körkütük sarhoş olurmuş.Her mahkuma bir papaz verilir ve
ayrıca kalabalığa konuşma yapmasına izin verilirmiş. Ancak 18. yüzyılda olaya
tanık olanlardan birinin ifadesiyle, ciddi bir dikkatle dinlemekten çok, alay
konusu olurlarmış.
1780 Gordon ayaklanmalarından sonra asilerin
toplanabildikleri toplumsal olaylardan korkan yetkililer 1783 yılında bu ağacı
yıkmış.
Londra tarihinin en büyük gösterisi, tüm yetkilerin
girişimlerine rağmen ,2003 yılında 1 milyondan fazla insanın toplanıp Irak'a
karşı savaşın durdurulmasını istediği parkın bu bölümünde gerçekleşmiş.
Gelelim Hyde park köşesine... Hyde Park Corner'a
giderken ,Wellington Arch'ı ziyaret edebilirsiniz.Kemeri kutsayan bir
Wellington heykeli artık yok yazık ki.Heykel Wellington'ı Waterloo savaşı
sırasında onu 16 saat boyunca taşıyan sadık atı Copenhagen'e binerken tasvir
etmiştir.Atı da 1836 yılında ölmüş ve tam askeri törenle gömülmüş.
Yine burada Machine Gun Corps Memorial (makineli tüfek
birlikleri anıtı ) , çıplak David figürünü Goliath'ın kılıcına yaslanmış
gösterir ve üzerinde " Saul onun binlerini katletti fakat Goliath onun
onbinlerini ''yazıtı
bulunuyor.
Bunların dışında Avustralian War Memorial ve New
Zealand Memorial anıtlarını da görebilirsiniz.
Tabii ki Wellington Arch 'ı görmeden gitmemek gerek.
Bu kemerin orjinal heykeli " Iron Duke " hala hayattayken 1846
yılında dikilen, muazzam bir atlı tasviri olmuş. Bu heykel 1846 yılında
indirilmiş ve yerini ancak 1912 yılında, barış ve onun dört atlı savaş
arabası
gibi konmuş.
Peki kim bu Iron Duke ?
Demir dük aslında Wellington Düküdür. Dük tıpkı Nelson
gibi, en büyük zaferi esnasında ölseydi, ölümünden sonra lekesiz bir ünle
anılırdı belki de. Demir dük lakabı, korkusuz askeri savaşlarından değil,
Dük'ün şiddetle karşı çıktığı, 1832 reformu yasası lehine ayaklanan
göstericilerin, pencerelerini kırmasından sonra Apsley house'a yaptırdığı,
demir kepenkler yüzünden takılmış.
1769 yılında Napolyon'un aynı yıl Arthur Wesley olarak Dublin'de doğan büyük aslında İrlandalı olduğunu kabul etmemiş ve "ahırda doğmuş olmanız, at olduğunuzu göstermez "demiş. Sonunda kendinden emin olmamasına ve kendine güvenmemesine rağmen Başbakan olmuş.Hükümeti Katoliklerin parlementoya seçilebilmesine izin veren, Katolik rahatlama yasasını geçirmiş ve dolayısıyla İrlanda'da iç savaşı önlemiş ama bu durum muhafazakarları saflara bölmüş.Winchelsea kontu tarafından Papa yalnız olmakla suçlananca, Wellington onu Battersea parkta bir düelloya davet etmiş. Kötü bir nişancı olan büyük ateş etmiş ve vuramamış.Kont havaya ateş etmiş ve hakareti için özür dilemiş.
1852'deki cenazesinde o zamana kadar ve o zamandan
beri başka hiçbir kimse için toplanmamış olan, 2 milyon kişi caddelere
dizilmiş. Dük’ün en büyük mirası aslında deri olan ama şimdi kauçuktan üretilen
Wellington Çizmedir.
Demir Dük'ün yaşadığı zamanlarda’’ bir numara, Londra’’
olarak adresi verilen Apsley binası dışında görülmesi gerekenlerden birisi de ,
görkemli Achilles heykelidir.
Apsley binasının yakınındaki Hyde park Screen'in arka
tarafından Kensington'a doğru iki yol gitmektedir.Bunlardan bir tanesi
arabalara açık olan South carriage road , diğeri at binme yolu olarak kalan
Rotten row'dur. Rotten Row'un güneyindeki Hyde park kışlası 94 metre
yüksekliğindeki beton konut kulesi nedeniyle görülmemesi imkansız bir
yapıdır.
Cumartesi günü sanıyorum saat 10:00 -10:30
civarı idi. Kışla gezim esnasında saray süvarilerinin Whitehall'daki
atlı muhafızlar binasına, muhafız değişimi için geçtiğine tanık oldum.
Görülmeye değer bir seramoniydi.
Göl kenarında deniz bisikleti kiralayabileceğiniz bir yapı
bulunmakta. Dilediğiniz gibi gölün tadını çıkarabilirsiniz.
Zaten bu gölün yapılmasının ana sebebi kraliçe
Caroline'in üzerinde eğleneceği kraliyet yatlarına bir yer oluşturmakmış.
Bu kadar dinlenmeden sonra tekrar yola koyuldum ancak
dondurmadan sonra çok susadığım için yana yakıla Diana'nın Çeşmesini aramaya
başladım. Oradan su içeceğimden değil elbette ancak bana oldukça esprili geldi.
Parkın güneydoğu köşesinde 1908 yılında park
yönetiminin, daha fakir ziyaretçilerin içecek bir şey bulamadıkları taktirde
sorun çıkaracaklar düşüncesiyle Çay Evi olarak inşa edilen Serpentine galeri
bulunmakta. Ne yazık ki dışarda tadilat olduğu için içerisini ziyaret etme
fırsatı bulamadım.
söylemek gerekirse Albert memorial çok
daha
ilgi çekici bir yapı. Kensington bahçelerinin güney tarafında bulunan
yapı,George Gilbert Scott tarafından 1876'da tamamlanmış ve anısına yapıldığı
,kraliçe Viktoria'nın 1861'de 42 yaşındayken tifodan ölen eşi kadar, Britanya’nın
parlak başarılarına övgülerle doludur. Oldukça heybetli bir anıt olan Albert Memorial
yaklaşık 55 metre yüksekliğindedir. Anıtın etrafındaki mermer süslerdi, gerçek
boyutlu 169 tane hepsi erkek kabartma, eski Mısır'dan beri gelen şairler,
müzisyenler, ressamlar, mimarlar ve heykeltraşlar vardır. Sütunların tepesinde
astronomi, kimya, jeoloji ve geometri bronşları vardır. Mozaikler, resim, şiir,
mimarlık ve heykeltraşlığı göstermektedir. Dış taraftaki dört mermer grup, dört
kıtayı temsil ederken, diğer heykellerde ticaret, tarım ve imparatorluk
ekonomisinin diğer özelliklerine saygı sunarlar.
Erasmus ‘a göre ‘’ Körler ülkesinde tek gözlü adam
kraldır..’’ İngilizler sıklıkla kullanır.Böyle bir burjuvazinin içinde kimin
kör ,kimin kral olduğu asıl önemli konu sanırım..
Londra gezi notları için yörüngede kalmaya devam
edin.Sevgiler..




Elif'cigim ben 2 yıl yaşadım ve her fırsatta giderim genellikle de high street kensg. Da kalırım. Benim icin bile cok çok güzel geldi bu yazdıkların. Başka bir gözle sevdiğim yerlerin Yorumlanması. Elinize sağlık. Çok güzel gozlemler
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim.Sevgiler..:)
YanıtlaSil