Nisan
çimeninde tazecik yeşerdi Prag şehri
Lakin
ağaçlar da caddeler de kapkara henüz
Seçemiyorum
Çok
uzaklara gitmiş
Yelkenlerini
açıp
Prag
şatosu
Valtava
suyunda martılar
Ekmeğimizi
de yemedi bu gün
*
Çaldı
telefon aldım haberi
Ne çabuk,
ne çabuk, ne çabuk
Slaviçek
vardı, Slaviçek yok..
*
Devam
ediyor Nezval
Nâzım/ Prag 7 Nisan 1958
Tarih,
doğa, sanat ve romantizmin birleştiği , Rönesans, Gotik ve Barok
mimarisindeki binaların sıralandığı şirin sokakları, eski şehir meydanının
etkileyici havası, akşam kaleden yansıyan ışıkların altında tekne gezintisi
yapılabilen Vltava nehri ve her yeri süsleyen heykelleri
ile Avrupa'nın en romantik ve ihtişamlı şehirlerinden biri olan Prag'da
yazmış Nazım şiirlerinden birini.
Nazım
Hikmet 1956-1958 yılları arasında
Prag’ta yaşamış ve Vltava Nehri kıyısındaki Slavia Kafe’de otururmuş. Bu kafeden Vltava’ya bakmış, martılara ekmek atmış,
İstanbul’u özlemiş ve şiirler yazmış … Nazım Hikmet’in bu halini gören Prag’lı bir
ressam onun hüznünden çok etkilenmiş ve şairin bir resmini yapmış. Bu resim
şimdi “Kavarna Slavia”nın duvarlarını süslüyor.
Resimde, şairin önünde bir absent var ve içkiyle aynı renkte bir kadın
hayali çizilmiş. Kafede çalışanlar resimdeki kişinin kim olduğunu bilmiyorlar
ama bu resmi menülerine dek her yere yerleştirmişler.
Dünyanın öve öve bitiremediği, Nazım'ın bile aşık olduğu ,şiirlerini yazıya döktüğü, benim de uzun zamandır gitmek istediğim ama
gitmek için bir türlü zaman yaratamadığım Prag'ı , geçen sene ziyaret etme
fırsatı buldum.
Prag seyahati için en güzel zamanın mayıs veya eylül olduğu
söylense de, ağustos ayında da gidilebildiğini söyleyebilirim. Arada bir sağnak
yağmura denk gelsem de ,havanın soğuk olmayışı tesellim olmuştu.
Hitler’in
bile bombalamaya kıyamadığı için İkinci Dünya Savaşında hiç zarar görmeyen
Prag’a en az üç gün ayırmak gerektiğini söylemem gerek.Bu şehri gezmemeli,
yaşamalısınız.Peki nereleri görmek gerek?
Şehir turuna başlamak için ilk ve en iyi yer tepedeki Prag Kalesi... Buraya
çıkmak için fayton tarzında ya da 1950'li yıllara ait arabaları ya da zilini çalarak ilerleyen eski tramvayla da
çıkmak mümkün..
Tepeye çıkıldığında ilk olarak dikkat çeken elbette , kalenin önündeki kraliyet bahçesi. Kalenin büyük giriş
kapısında ise Çek askerler ile dev heykeller bekliyor. Burayı gezebilmek için rahat yarım gününüzü ayırmanız gerekli.Kale, içindeki saray ile
mimarisi ve büyüklüğüyle göz kamaştıran katedral, müzeler, Romanesk manastır,
Altın sokak ve çeşitli galerilerin olduğu binalardan oluşuyor.
Kalede en dikkat çeken yapı, uzun yıllar inşaatı tamamlanamayan, Çek
Cumhuriyeti'nin en büyük katedrali Aziz Vitus... Yapımına kral 4. Charles'in
''dinde daha güçlü olma'' isteğiyle 1344 yılında başlanan ancak inşaatı 1929'da
tamamlanan Gotik ve neogotik tarzdaki katedral, dünyanın 5. büyük katedrali. Çevresindeki çirkin suratlı
ejderha heykellerinin de yapıyı kötü ruhlardan koruduğuna inanılan katedralde,
yağmur oluğu görevini de üstlenen bu heykellerin çirkinliğinin, bunları yapan
heykeltraşın çok çektiği kayın validesini resmetmesinden kaynaklandığı
belirtiliyor.
Şato izlenimi de veren kalede, Orta Avrupa'nın en eski kilisesi St. George
ile savaşta kocası ölen kadınların kullanımına açılan huzurevi de ilgi görüyor. Kalenin en popüler yeri ise , ünlü yazar Kafka'nın da çalıştığı Altın Sokak.
Surların üstüne yapılmış küçük odalardan oluşan sokakta, bir
dönem simyacılar gezdiği söyleniyor.
Daha çok şato gibi. Prag Kalesi’nin içinde “Lesser
Town” olarak adlandırılan Hükümet Binaları
ve Bakanlıklar var..
Prag’da gezilecek güzel yerlerin içinde olan bu mahallede
Birbirinden güzel ve tarihi binaların içinden, bir devleti yönetmek zevk olsa
gerek. Kalenin önünde ise iki asker bulunuyor.Bu askerlerin nöbet değişimi merasimi mutlaka izlenmeli.
Prag Kalesini gezdikten ve bol bol manzara ve anı fotoğrafı çektikten sonra
ikinci durak Prag’da gezilecek yerler listesi içinde olan St Vitus
Katedrali. Dış cephesinde binlerce süsleme ve
figür bulunan bu katedralin yapımına 1344 yılında İmparator 4.Charles döneminde
başlanmış ve son olarak 1929 yılında tamamlanmıştır.
Kaleden aşağı doğru yürürken, Prag'ı panoramik izlemek mümkün. Bunun
yanında, kalenin hemen karşısındaki ormanlık alandaki tepede, Paris'in ünlü
Eyfel kulesinin daha küçük boyuttaki kopyası bulunuyor.
Prag'da Vltava nehrini süsleyen en önemli köprü ise her gün dünyanın
çeşitli yerlerinden turistleri çeken Charles Köprüsü...
Adını aldığı kral 4. Charles tarafından yaptırılan ve sağlam olması için
inşaatında her yıl 10 bin yumurta akı kullanılan köprüde, çeşitli konuları
anlatan veya Azizleri simgeleyen 30 heykel bulunuyor.
Bunlardan en dikkat çekeni ise Aziz Nepomuk heykeli...Turistlerin ellerini
heykele sürüp dilediği dilekler, Aziz'in bu konudaki yoğunluğundan dolayı ancak
bir yıl sonra gerçekleşebiliyormuş. Efsaneye göre, kraliçenin en yakın azizi
Nepromuk, kralın kıskançlık hışmına uğruyor ve bu köprüden aşağı atılıyor.
Ancak Aziz suya düşünce göğe birçok yıldız yükseliyor. Bu nedenle tüm
köprülerin koruyucusu olarak anılan Nepomuk'un heykelinin başında altın
renginde yıldızlar da bulunuyor.
Köprüdeki diğer heykel de o dönemde Osmanlı'ya karşı duyulan korku ve ön
yargıları gösteriyor. Heykelde, tespih çeken Osmanlı gardiyanı neşeli şekilde
zindanın kapısında beklerken, yukarıdaki üç Aziz içerideki Hristiyan esirleri
kurtarmaya çalışır şekilde resmediliyor.
Sokak ressamları ile seyyar hediyelik eşya satıcılarının da bulunduğu
köprünün Prag'ın en fazla turist çeken tarihi değerlerinden biri olduğu
belirtiliyor.
Köprüden geçtikten sonra biraz yüründüğünde artık Prag'ın şehir hayatı ve
ünlü astronomik saat kulesinin de bulunduğu eski şehir meydanı karşımıza
çıkıyor.
Her saat başı birçok turistin önünde toplandığı saat kulesinde yelkovan her
12'yi gösterdiğinde ilginç bir gösteri başlıyor.
Üzerinde 12 burcun da temsil edildiği saatin üst kısmında, her saat başı
çanlar çaldığında iki küçük pencere açılıyor ve içinden 12 havariyi temsil eden
heykeller çıkıp izleyenlere selam veriyor. Aynı anda saatin sağ yanındaki yaşam
ve ölümü temsil eden iskelet figürü elindeki asayı yere vurup, ''topraktan
gelip toprağa gitmeyi'' hatırlatıyor.
Anlatılan eski bir efsaneye göre; bu meşhur saati, 15.yy sonlarında Charles
Üniversitesi’nde profesör olan Hanus adlı bir mimar yapmıştır. Amacı, Kutna
Hora şehrindeki Kemikli Kilise’de olduğu gibi insanlara bir mesaj vermektir.
“Herkes bir gün geldiği yere geri dönecek yani elbet bir gün toprakla özleşip
ölecek!” Saati yapar yapmaz dünyanın en önemli adamı haline gelir. Kral’dan
daha fazla adı duyulmaya başlar çünkü, Avrupa’nın her yerinden insanlar Prag’a
sadece ve sadece saati görmeye gelir. Zamanla Hanus’a başka ülkelerden de
teklifler gelir, fakat mimar bu teklifleri reddeder. Zamanla bu teklifler
Kral’ın kulağına kadar gider ve Kral, mimarın saati başka bir yere de yapmasını
önlemek için onun gözlerine mil çektirir. Kör olan Hanus da kendini saatin
mekanizmasına bırakarak intihar eder. Asıl amacı saati bozmaktır, saati bozarak
intikamını alır. Saati 50 yıl kadar çalıştıramazlar, daha sonra başka bir saat
ustası onarır.
Efsanesi ile ünlü olan bu saat, aslında Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın
konumlarını gösteren astronomik bir saat Saatin dış tarafındaki rakamlar
İbranice. Bu Babil saatini göstermektedir. Mimar Usta, (saati Eski Şehir
Meydanı’na yaptığından, meydanın bir paraleli de Yahudi mahallesi olduğundan)
Yahudilerin nüfusunun fazla olduğu bir bölgede onları ezmemiş, onlara da bir
jest yapmış ve Babil saatini de kendi saatine eklemiş.
Saatin etrafında 4 tane kukla var. Bu kuklalar insanlara neleri yapmamaları
gerektiğini anlatıyor.
Soldan en baştaki, elindeki aynayla kendine bakar; “kendini beğenmişliği”
sembolize eder. Onun yanındaki kukla, elinde altın torbası olan bir Yahudi’dir;
“cimriliği” sembolize eder.
Bir yandaki kukla ise iskelettir; “yaşama karşı isteksizliği”
anlatır. Sonuncu kukla, elinde mandoline benzer bir müzik aleti bulunan ve
Türk’e benzetilen adam da; “gece hayatına ve sefahate düşkünlüğü”
anlatır.Kısacası bu kuklalar, kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz ve
sefahate düşkün olmayın der.
Saatin altında da insanlara yapmaları gerekenleri anlatan 4 kukla
var Bu kuklalar da, bilime, adalete, astronomiye ve eğitime önem verme
konusunda bizleri uyarır.
Her saat başı, İsa’nın 12 havarisi de pencerenin önünden geçerek ufak bir
gösteri yapar. Horozun ötmesiyle gösteri biter. Her saat başı meydandaki
yüzlerce insan bu gösteriyi izlemek fotoğraflamak için bir araya gelir ve tören
havası ile geçen birkaç dakikanın ardında kalabalık bir sonraki saate kadar
dağılır. Ancak bu kalabalığın arasına karışıp gözü saatte değil de cüzdanınızda
olan bol miktarda insan var dikkatli olun.
Prag'ta, ünlü eski şehir meydanında astronomik saat kulesinin yanı sıra Tin
kilisesi, belediye binası ve Jan Hus heykeli bulunuyor. Meydan çevresindeki bu
ihtişamlı yapılar, mutlaka görülmesi gereken yerlerden.
Meydanın kenarındaki kafeler ise gündüz veya akşam kahve içip, şehrin
tadının çıkarılabileceği en güzel mekanlardan... Ayrıca meydandan kalkan
faytonlar, eski model arabalar, üzerinde Türk Hava Yolları'nın Türkiye
reklamının da bulunduğu küçük arabalar veya bisikletlerle, çevredeki sokakları
gezmek mümkün.
Görülmesi gereken bir başka yer de ; 13. yüzyılda yapılmış Zbiroh
Şatosu...
Kral ikinci Rudolf'un av köşkü olan şato, artık otel ve restoran olarak
kullanılıyor. Akşamları Orta Çağ'daki kaplarda yemeklerin yendiği restoranda,
şövalye dövüşleri, ateş gösterileri ile Orta Çağ müziğinden oluşan gösteriler
de ilgiyle izleniyor. Odalardaki mobilyalar ise Orta Çağ tarzını
yansıtıyor.
Hollywood'un tarihi filmlerinden birine konuk olmuşsunuz gibi izlenim
yaratan, ormanlık alanda yamaç üzerine kurulu dev şato görünümündeki Karlstejn
Kalesi de mutlaka görülmesi gereken tarihi bir yapı...
Yürüyerek 20 dakikada çıkılabilen ama faytonlarla keyifli bir yolculukla da
gidilebilen kalede, Kral 4. Charles yaşamış ve bir dönem Roma İmparatorluğu'nun
hazineleri saklanmış. Sadeliğiyle dikkat çeken kaleyi gezenlere yemek odasında
17. yüzyıla dair müzik dinletisi de sunuluyor.
Bunun yanında, kaleye çıkan yol kenarında birçok şirin kafe ve hediyelik
eşya dükkanı bulunuyor. En az yarım gün ayrılması gereken kaleye gelen
ziyaretçilere, temiz havada yürüyerek dükkanlara uğramaları ve yöreye özgü
yemekleri tatmaları öneriliyor.
Akşam Zbiroh ayarında olmasa da şehir merkezinde
Ortaçağ gösterileri eşliğinde eğlenebileceğiniz yerlerden biri de Pavouka .. Burası bir tür Ortaçağ tavernası..Dansçı kızların ortaçağ müzikleri eşliğinde dans ettiği,erkeklerin kılıçla gösteriler yaptığı,kocaman bardaklarda şarap içebileceğiniz ve koca tabaklarda yemek yiyebileceğiniz bir yer.
Tabii benim gibi kısa sürede ortama ayak uydurabilirseniz, dansçıların arasına karışıp ortaçağ müzikleriyle kendinizden de geçebilirsiniz.
PRAG’ A KADAR GELİP ABSENT HAKKINDA BİR ŞEY YAZMADAN OLMAZ..
Prag gezimde bana eşlik eden sevgili Ali ve Çek vatandaşı olan arkadaşım Martin'den özellikle absent hakkında bilgi vermesini rica ettim.Ancak kendisi anlatmak yerine yerinde görmem ve tatmam gerektiği konusunda ısrar etti.Ünlü ressam Van Gogh'un bile kulağını kesme nedeni olarak gösterilen Absenti denemek herkesin harcı değil inanın.Kendi içinde alkol oranları farklılık göstermekte olan Absenti %70 alkol oranı olanından daha öteye taşımamanızı öneririm.
Martin bölgenin ünlü restoranı Malonstranska Pinvice 'de absent merakımı giderdi.İki farklı içme şekli olduğunu keşfettiğim absenti hemen ''shot'' yapmalısınız zira vizki gibi yudum yudum içilecek birşey değil.
Yöntemlerden biri çoğunuzun duyduğu ya da bildiği geleneksel yöntem olan ; delikli bir kaşığa konan şekeri absent bardağının üzerinde yakmaktan ve eriyen şekerli absenti karıştırıp içmekten ibaret.
Diğer bir yöntem ise 4 musluğu olan semaver şeklindeki soğuk su dolu şişenin musluklarının her birinin altına absentli bardakları koymak ve bardakların üzerindeki delikli kaşıktaki şekerin musluktan damla damla akan su ile erimesini bekleyip içmekten ibaret.Yalnız bu uzun bir bekleyiş demek ,söylemedi demeyin..

Absent’in ortaya çıkışı için çeşitli
teoriler olsa da, 1792 yılında Fransız doktor Pierre Ordinaire tarafından
ticari amaçlı üretildiği düşünülmektedir. Bazılarına göre ise içki ilk önce
İsviçre’de ortaya çıkmıştır. İlk kez Neuchatel'de Mère Henriod tarafından 1740'da
yapıldığı hikâye edilmektedir. İsviçre'nin bazı kantonlarında yerel olarak bu
içki tüketilirken yukarıda bahsi geçen doktor Pierre Ordinaire'in dikkatini
çekmiş ilk önceleri tıbbi etkisi için kullanılmaya başlamıştır. Zaten asıl
kabul gören hikâye budur. Gerçekten de doktor Pierre Ordinaire, İsviçreye böyle
bir yolculuk yapmıştır. Bilinen en eski üretim Pontallier'de 1806 yılında
yapılmıştır. Bu nokta şirket çeşitli defalar yer değiştirmiş, çeşitli kişilere
satılmıştır. Bu şirketin esas tanınması Fritz Duval tarafından işletilmeye başlayınca
olmuştur. Bu dönemde hala tıbbi amaçlı kullanımı devam etmekte ve yapılış tarzı
gizli tutulmakta idi. Şirket zaman içinde çok ciddi miktarlarda üretim
yapabilir hale gelmiştir.
1840'larda Fransa Cezayir savaşları sırasında tıbbi amaçlı olarak yaygın
şekilde kullanılmıştır. Özellikle dizanteri ve bağırsak kurtlarına karşı etkin
mücadelede kullanılmaktaydı. Bu dönemde askerler bunun tıbbi etkisinin yanı sıra
içki olarak değerini gördüklerinden, savaş bitip eve döndüklerinde bu içkinin
ünü yavaş yavaş duyulmaya başlamış ve çeşitli barlarda (küçük Fransız barları;
Bistro) müşterilere sunulmaya başlanmıştır.
1850'lerde Napolyon döneminde bir anda moda hale gelmiştir. Neredeyse binlerce
farklı versiyonu ortaya cıkmış, toplam içki üretiminde ve tüketiminde lider
hale gelmiştir.
Bu dönemde Absent bir likör olarak sunulmaktaydı. Sonuç olarak herkesin kabul
ettiği gerçek III. Napolyon dönemi Absent'in altın çağı olarak bilinir. Bu
dönemde özellikle Orta Avrupa, Fransa ve bir ölçüde yeni kıta Amerika'da
Absinthe çılgınlığı yayılmıştır.
Absent üretimi üç temel etapta gerçekleşmektedir. Pelin bitkisi, yeşil anason
maddeleri öncelikle saf alkol ile birleştirilir. Belirli bir süre bekletilen
karışım damıtılarak sıvı elde edilir. Son etapta ise ısıtma yöntemi ile
klorofil renklenme ortaya çıkmaktadır. Pelin bitkisinde bulunan çok büyük
miktarda bulunan Thujyone maddesi aslen tıbbi amaçlı kullanılan bir maddedir.
İyileştirici özellikteki bu maddenin yüksek dozları tehlikelidir. Thujyone,
bilindiği kadarı ile yüksek dozajlarda beyinde tetrahydrocannabinol ile aynı
etkiyi yapmaktadır. Bahsi geçen tetrahydrocannabinol maddesi marihuana içindeki
aktif maddedir. Sonuç olarak yüksek dozajı bu uyuşturucu madde ile aynı etkiyi
yapmaktadır. Zaten absinthe kelimesi, eski Yunanca'da apsinthion, yani acı
anlamına gelir. Bu noktada böyle bir maddenin yüksek alkol oranı ile bir araya
gelmesi içkinin asıl tehlikesini ortaya çıkartmaktadır. Bu nokta da, ortaya
sanrılar, halüsinasyonik görüntüler çıkmaktadır.
GÖRÜLMESİ
GEREKEN DİĞER YERLER :
Franz Kafka Müzesi: Prag gelmiş geçmiş en tartışmalı ve meşhur
yazarlardan Kafka’nın ekmeğini yiyebilmek için elinden geleni yapıyor ve onu
turistik bir eşyaya dönüştürmek için elinden geleni yapıyor. Kafka adına
açılmış para tuzağı yerler/müzelerle karşılaşabilirsiniz. Orijinali Charles
Köprüsü’nün ayağında yer almaktadır.
Cinsel Makineler Müzesi: Şiddetle girmemenizi önerdiğimiz ‘müze’
tarih boyu cinsel amaçlı kullanılan aletler konusunda 3 katlı bir sergi
oluşturuyor. Eski bir video ile başlayan turun girişi 10 Euro ve tek cümleyle
paranıza yazık.
Mala Strana: Köprünün diğer tarafına göre biraz daha
sakin bölge, sayısız dar sokağında kendinizi kaybetmek için birebir. Birçok
cafe, restoran ve ilginç dükkan bulunmakta. Yemek yemek için de iyi
bir bölge. Tarihle günlük yaşamın çok daha iç içe olması burayı özel
kılıyor. Kale, Yahudi Bölgesi, Franz Kafka Müzesi bu bölgede yer alıyor.
Karl Köprüsü: Mala Strana’yı eski şehre bağlayan önemli
köprülerden. Özellikle gece ışıklar altında mükemmel bir manzara sunuyor. Köprü
boyunca heykeller ve sokak sanatçıları eşlik ediyor.
John Lennon Duvarı: Mala Strana’da bulunan bu
duvar 80’lerden beri değişerek Lennon’a ve özgürlüğe adanmış grafitti’ler
ve resimlerle dolu.
Yahudi Mahallesi (Josefov): Avrupa’nın en eski aktif sinagogu The Old
New Synagogue‘un da bulunduğu mahallede birçok sinagog, Avrupa’nın en
eski Yahudi Mezarlığı ve Kafka’nın Evi bulunmaktadır.
Cross Club : Şehrin en meşhur gece kulubü Çok katlı olan ve her katında farklı
müzik çalan endüstriyel dizayna sahip bu kulüp kesinlikle ilk seçenek olmalı.
İçerisi kafası oldukça iyi turist ve yerliyle dolu, fiyatlar da uygun.
Bu masallar kentini muhakkak ziyaret edin,benim gibi Nazım gibi siz de aşık olun siz de sevin..Yeni seyahatler için Elif'in Yörüngesinden ayrılmayın..;)
Nisan
çimeninde tazecik yeşerdi Prag şehri
Lakin
ağaçlar da caddeler de kapkara henüz
Seçemiyorum
Çok
uzaklara gitmiş
Yelkenlerini
açıp
Prag
şatosu
Valtava
suyunda martılar
Ekmeğimizi
de yemedi bu gün
*
Çaldı
telefon aldım haberi
Ne çabuk,
ne çabuk, ne çabuk
Slaviçek
vardı, Slaviçek yok..
*
Devam
ediyor Nezval
Nâzım/ Prag 7 Nisan 1958
Tarih,
doğa, sanat ve romantizmin birleştiği , Rönesans, Gotik ve Barok
mimarisindeki binaların sıralandığı şirin sokakları, eski şehir meydanının
etkileyici havası, akşam kaleden yansıyan ışıkların altında tekne gezintisi
yapılabilen Vltava nehri ve her yeri süsleyen heykelleri
ile Avrupa'nın en romantik ve ihtişamlı şehirlerinden biri olan Prag'da
yazmış Nazım şiirlerinden birini.
Nazım
Hikmet 1956-1958 yılları arasında
Prag’ta yaşamış ve Vltava Nehri kıyısındaki Slavia Kafe’de otururmuş. Bu kafeden Vltava’ya bakmış, martılara ekmek atmış,
İstanbul’u özlemiş ve şiirler yazmış … Nazım Hikmet’in bu halini gören Prag’lı bir
ressam onun hüznünden çok etkilenmiş ve şairin bir resmini yapmış. Bu resim
şimdi “Kavarna Slavia”nın duvarlarını süslüyor.
Resimde, şairin önünde bir absent var ve içkiyle aynı renkte bir kadın
hayali çizilmiş. Kafede çalışanlar resimdeki kişinin kim olduğunu bilmiyorlar
ama bu resmi menülerine dek her yere yerleştirmişler.
Dünyanın öve öve bitiremediği, Nazım'ın bile aşık olduğu ,şiirlerini yazıya döktüğü, benim de uzun zamandır gitmek istediğim ama
gitmek için bir türlü zaman yaratamadığım Prag'ı , geçen sene ziyaret etme
fırsatı buldum.
Prag seyahati için en güzel zamanın mayıs veya eylül olduğu
söylense de, ağustos ayında da gidilebildiğini söyleyebilirim. Arada bir sağnak
yağmura denk gelsem de ,havanın soğuk olmayışı tesellim olmuştu.
Hitler’in
bile bombalamaya kıyamadığı için İkinci Dünya Savaşında hiç zarar görmeyen
Prag’a en az üç gün ayırmak gerektiğini söylemem gerek.Bu şehri gezmemeli,
yaşamalısınız.Peki nereleri görmek gerek?
Şehir turuna başlamak için ilk ve en iyi yer tepedeki Prag Kalesi... Buraya
çıkmak için fayton tarzında ya da 1950'li yıllara ait arabaları ya da zilini çalarak ilerleyen eski tramvayla da
çıkmak mümkün..
Tepeye çıkıldığında ilk olarak dikkat çeken elbette , kalenin önündeki kraliyet bahçesi. Kalenin büyük giriş
kapısında ise Çek askerler ile dev heykeller bekliyor. Burayı gezebilmek için rahat yarım gününüzü ayırmanız gerekli.Kale, içindeki saray ile
mimarisi ve büyüklüğüyle göz kamaştıran katedral, müzeler, Romanesk manastır,
Altın sokak ve çeşitli galerilerin olduğu binalardan oluşuyor.
Kalede en dikkat çeken yapı, uzun yıllar inşaatı tamamlanamayan, Çek
Cumhuriyeti'nin en büyük katedrali Aziz Vitus... Yapımına kral 4. Charles'in
''dinde daha güçlü olma'' isteğiyle 1344 yılında başlanan ancak inşaatı 1929'da
tamamlanan Gotik ve neogotik tarzdaki katedral, dünyanın 5. büyük katedrali. Çevresindeki çirkin suratlı
ejderha heykellerinin de yapıyı kötü ruhlardan koruduğuna inanılan katedralde,
yağmur oluğu görevini de üstlenen bu heykellerin çirkinliğinin, bunları yapan
heykeltraşın çok çektiği kayın validesini resmetmesinden kaynaklandığı
belirtiliyor.
Şato izlenimi de veren kalede, Orta Avrupa'nın en eski kilisesi St. George
ile savaşta kocası ölen kadınların kullanımına açılan huzurevi de ilgi görüyor. Kalenin en popüler yeri ise , ünlü yazar Kafka'nın da çalıştığı Altın Sokak.
Surların üstüne yapılmış küçük odalardan oluşan sokakta, bir dönem simyacılar gezdiği söyleniyor.
Surların üstüne yapılmış küçük odalardan oluşan sokakta, bir dönem simyacılar gezdiği söyleniyor.
Daha çok şato gibi. Prag Kalesi’nin içinde “Lesser
Town” olarak adlandırılan Hükümet Binaları
ve Bakanlıklar var.. Prag’da gezilecek güzel yerlerin içinde olan bu mahallede Birbirinden güzel ve tarihi binaların içinden, bir devleti yönetmek zevk olsa gerek. Kalenin önünde ise iki asker bulunuyor.Bu askerlerin nöbet değişimi merasimi mutlaka izlenmeli.
Prag Kalesini gezdikten ve bol bol manzara ve anı fotoğrafı çektikten sonra
ikinci durak Prag’da gezilecek yerler listesi içinde olan St Vitus
Katedrali. Dış cephesinde binlerce süsleme ve
figür bulunan bu katedralin yapımına 1344 yılında İmparator 4.Charles döneminde
başlanmış ve son olarak 1929 yılında tamamlanmıştır.
Kaleden aşağı doğru yürürken, Prag'ı panoramik izlemek mümkün. Bunun
yanında, kalenin hemen karşısındaki ormanlık alandaki tepede, Paris'in ünlü
Eyfel kulesinin daha küçük boyuttaki kopyası bulunuyor.
Prag'da Vltava nehrini süsleyen en önemli köprü ise her gün dünyanın
çeşitli yerlerinden turistleri çeken Charles Köprüsü...
Adını aldığı kral 4. Charles tarafından yaptırılan ve sağlam olması için
inşaatında her yıl 10 bin yumurta akı kullanılan köprüde, çeşitli konuları
anlatan veya Azizleri simgeleyen 30 heykel bulunuyor.
Köprüdeki diğer heykel de o dönemde Osmanlı'ya karşı duyulan korku ve ön
yargıları gösteriyor. Heykelde, tespih çeken Osmanlı gardiyanı neşeli şekilde
zindanın kapısında beklerken, yukarıdaki üç Aziz içerideki Hristiyan esirleri
kurtarmaya çalışır şekilde resmediliyor.
Sokak ressamları ile seyyar hediyelik eşya satıcılarının da bulunduğu
köprünün Prag'ın en fazla turist çeken tarihi değerlerinden biri olduğu
belirtiliyor.
Köprüden geçtikten sonra biraz yüründüğünde artık Prag'ın şehir hayatı ve
ünlü astronomik saat kulesinin de bulunduğu eski şehir meydanı karşımıza
çıkıyor.
Her saat başı birçok turistin önünde toplandığı saat kulesinde yelkovan her
12'yi gösterdiğinde ilginç bir gösteri başlıyor.
Üzerinde 12 burcun da temsil edildiği saatin üst kısmında, her saat başı
çanlar çaldığında iki küçük pencere açılıyor ve içinden 12 havariyi temsil eden
heykeller çıkıp izleyenlere selam veriyor. Aynı anda saatin sağ yanındaki yaşam
ve ölümü temsil eden iskelet figürü elindeki asayı yere vurup, ''topraktan
gelip toprağa gitmeyi'' hatırlatıyor.
Anlatılan eski bir efsaneye göre; bu meşhur saati, 15.yy sonlarında Charles
Üniversitesi’nde profesör olan Hanus adlı bir mimar yapmıştır. Amacı, Kutna
Hora şehrindeki Kemikli Kilise’de olduğu gibi insanlara bir mesaj vermektir.
“Herkes bir gün geldiği yere geri dönecek yani elbet bir gün toprakla özleşip
ölecek!” Saati yapar yapmaz dünyanın en önemli adamı haline gelir. Kral’dan
daha fazla adı duyulmaya başlar çünkü, Avrupa’nın her yerinden insanlar Prag’a
sadece ve sadece saati görmeye gelir. Zamanla Hanus’a başka ülkelerden de
teklifler gelir, fakat mimar bu teklifleri reddeder. Zamanla bu teklifler
Kral’ın kulağına kadar gider ve Kral, mimarın saati başka bir yere de yapmasını
önlemek için onun gözlerine mil çektirir. Kör olan Hanus da kendini saatin
mekanizmasına bırakarak intihar eder. Asıl amacı saati bozmaktır, saati bozarak
intikamını alır. Saati 50 yıl kadar çalıştıramazlar, daha sonra başka bir saat
ustası onarır.
Efsanesi ile ünlü olan bu saat, aslında Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın
konumlarını gösteren astronomik bir saat Saatin dış tarafındaki rakamlar
İbranice. Bu Babil saatini göstermektedir. Mimar Usta, (saati Eski Şehir
Meydanı’na yaptığından, meydanın bir paraleli de Yahudi mahallesi olduğundan)
Yahudilerin nüfusunun fazla olduğu bir bölgede onları ezmemiş, onlara da bir
jest yapmış ve Babil saatini de kendi saatine eklemiş.
Saatin etrafında 4 tane kukla var. Bu kuklalar insanlara neleri yapmamaları
gerektiğini anlatıyor.
Soldan en baştaki, elindeki aynayla kendine bakar; “kendini beğenmişliği”
sembolize eder. Onun yanındaki kukla, elinde altın torbası olan bir Yahudi’dir;
“cimriliği” sembolize eder.
Bir yandaki kukla ise iskelettir; “yaşama karşı isteksizliği”
anlatır. Sonuncu kukla, elinde mandoline benzer bir müzik aleti bulunan ve
Türk’e benzetilen adam da; “gece hayatına ve sefahate düşkünlüğü”
anlatır.Kısacası bu kuklalar, kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz ve
sefahate düşkün olmayın der.
Saatin altında da insanlara yapmaları gerekenleri anlatan 4 kukla
var Bu kuklalar da, bilime, adalete, astronomiye ve eğitime önem verme
konusunda bizleri uyarır.
Her saat başı, İsa’nın 12 havarisi de pencerenin önünden geçerek ufak bir
gösteri yapar. Horozun ötmesiyle gösteri biter. Her saat başı meydandaki
yüzlerce insan bu gösteriyi izlemek fotoğraflamak için bir araya gelir ve tören
havası ile geçen birkaç dakikanın ardında kalabalık bir sonraki saate kadar
dağılır. Ancak bu kalabalığın arasına karışıp gözü saatte değil de cüzdanınızda
olan bol miktarda insan var dikkatli olun.
Prag'ta, ünlü eski şehir meydanında astronomik saat kulesinin yanı sıra Tin
kilisesi, belediye binası ve Jan Hus heykeli bulunuyor. Meydan çevresindeki bu
ihtişamlı yapılar, mutlaka görülmesi gereken yerlerden.
Meydanın kenarındaki kafeler ise gündüz veya akşam kahve içip, şehrin
tadının çıkarılabileceği en güzel mekanlardan... Ayrıca meydandan kalkan
faytonlar, eski model arabalar, üzerinde Türk Hava Yolları'nın Türkiye
reklamının da bulunduğu küçük arabalar veya bisikletlerle, çevredeki sokakları
gezmek mümkün.
Görülmesi gereken bir başka yer de ; 13. yüzyılda yapılmış Zbiroh
Şatosu...
Kral ikinci Rudolf'un av köşkü olan şato, artık otel ve restoran olarak
kullanılıyor. Akşamları Orta Çağ'daki kaplarda yemeklerin yendiği restoranda,
şövalye dövüşleri, ateş gösterileri ile Orta Çağ müziğinden oluşan gösteriler
de ilgiyle izleniyor. Odalardaki mobilyalar ise Orta Çağ tarzını
yansıtıyor.
Hollywood'un tarihi filmlerinden birine konuk olmuşsunuz gibi izlenim
yaratan, ormanlık alanda yamaç üzerine kurulu dev şato görünümündeki Karlstejn
Kalesi de mutlaka görülmesi gereken tarihi bir yapı...
Yürüyerek 20 dakikada çıkılabilen ama faytonlarla keyifli bir yolculukla da
gidilebilen kalede, Kral 4. Charles yaşamış ve bir dönem Roma İmparatorluğu'nun
hazineleri saklanmış. Sadeliğiyle dikkat çeken kaleyi gezenlere yemek odasında
17. yüzyıla dair müzik dinletisi de sunuluyor.
Bunun yanında, kaleye çıkan yol kenarında birçok şirin kafe ve hediyelik
eşya dükkanı bulunuyor. En az yarım gün ayrılması gereken kaleye gelen
ziyaretçilere, temiz havada yürüyerek dükkanlara uğramaları ve yöreye özgü
yemekleri tatmaları öneriliyor.
Akşam Zbiroh ayarında olmasa da şehir merkezinde
Ortaçağ gösterileri eşliğinde eğlenebileceğiniz yerlerden biri de Pavouka .. Burası bir tür Ortaçağ tavernası..Dansçı kızların ortaçağ müzikleri eşliğinde dans ettiği,erkeklerin kılıçla gösteriler yaptığı,kocaman bardaklarda şarap içebileceğiniz ve koca tabaklarda yemek yiyebileceğiniz bir yer.
Tabii benim gibi kısa sürede ortama ayak uydurabilirseniz, dansçıların arasına karışıp ortaçağ müzikleriyle kendinizden de geçebilirsiniz.
Akşam Zbiroh ayarında olmasa da şehir merkezinde Ortaçağ gösterileri eşliğinde eğlenebileceğiniz yerlerden biri de Pavouka .. Burası bir tür Ortaçağ tavernası..Dansçı kızların ortaçağ müzikleri eşliğinde dans ettiği,erkeklerin kılıçla gösteriler yaptığı,kocaman bardaklarda şarap içebileceğiniz ve koca tabaklarda yemek yiyebileceğiniz bir yer.
Tabii benim gibi kısa sürede ortama ayak uydurabilirseniz, dansçıların arasına karışıp ortaçağ müzikleriyle kendinizden de geçebilirsiniz.
PRAG’ A KADAR GELİP ABSENT HAKKINDA BİR ŞEY YAZMADAN OLMAZ..
Prag gezimde bana eşlik eden sevgili Ali ve Çek vatandaşı olan arkadaşım Martin'den özellikle absent hakkında bilgi vermesini rica ettim.Ancak kendisi anlatmak yerine yerinde görmem ve tatmam gerektiği konusunda ısrar etti.Ünlü ressam Van Gogh'un bile kulağını kesme nedeni olarak gösterilen Absenti denemek herkesin harcı değil inanın.Kendi içinde alkol oranları farklılık göstermekte olan Absenti %70 alkol oranı olanından daha öteye taşımamanızı öneririm.Martin bölgenin ünlü restoranı Malonstranska Pinvice 'de absent merakımı giderdi.İki farklı içme şekli olduğunu keşfettiğim absenti hemen ''shot'' yapmalısınız zira vizki gibi yudum yudum içilecek birşey değil.
Yöntemlerden biri çoğunuzun duyduğu ya da bildiği geleneksel yöntem olan ; delikli bir kaşığa konan şekeri absent bardağının üzerinde yakmaktan ve eriyen şekerli absenti karıştırıp içmekten ibaret.
Diğer bir yöntem ise 4 musluğu olan semaver şeklindeki soğuk su dolu şişenin musluklarının her birinin altına absentli bardakları koymak ve bardakların üzerindeki delikli kaşıktaki şekerin musluktan damla damla akan su ile erimesini bekleyip içmekten ibaret.Yalnız bu uzun bir bekleyiş demek ,söylemedi demeyin..
Absent’in ortaya çıkışı için çeşitli teoriler olsa da, 1792 yılında Fransız doktor Pierre Ordinaire tarafından ticari amaçlı üretildiği düşünülmektedir. Bazılarına göre ise içki ilk önce İsviçre’de ortaya çıkmıştır. İlk kez Neuchatel'de Mère Henriod tarafından 1740'da yapıldığı hikâye edilmektedir. İsviçre'nin bazı kantonlarında yerel olarak bu içki tüketilirken yukarıda bahsi geçen doktor Pierre Ordinaire'in dikkatini çekmiş ilk önceleri tıbbi etkisi için kullanılmaya başlamıştır. Zaten asıl kabul gören hikâye budur. Gerçekten de doktor Pierre Ordinaire, İsviçreye böyle bir yolculuk yapmıştır. Bilinen en eski üretim Pontallier'de 1806 yılında yapılmıştır. Bu nokta şirket çeşitli defalar yer değiştirmiş, çeşitli kişilere satılmıştır. Bu şirketin esas tanınması Fritz Duval tarafından işletilmeye başlayınca olmuştur. Bu dönemde hala tıbbi amaçlı kullanımı devam etmekte ve yapılış tarzı gizli tutulmakta idi. Şirket zaman içinde çok ciddi miktarlarda üretim yapabilir hale gelmiştir.
1840'larda Fransa Cezayir savaşları sırasında tıbbi amaçlı olarak yaygın şekilde kullanılmıştır. Özellikle dizanteri ve bağırsak kurtlarına karşı etkin mücadelede kullanılmaktaydı. Bu dönemde askerler bunun tıbbi etkisinin yanı sıra içki olarak değerini gördüklerinden, savaş bitip eve döndüklerinde bu içkinin ünü yavaş yavaş duyulmaya başlamış ve çeşitli barlarda (küçük Fransız barları; Bistro) müşterilere sunulmaya başlanmıştır.
1850'lerde Napolyon döneminde bir anda moda hale gelmiştir. Neredeyse binlerce farklı versiyonu ortaya cıkmış, toplam içki üretiminde ve tüketiminde lider hale gelmiştir.
Bu dönemde Absent bir likör olarak sunulmaktaydı. Sonuç olarak herkesin kabul ettiği gerçek III. Napolyon dönemi Absent'in altın çağı olarak bilinir. Bu dönemde özellikle Orta Avrupa, Fransa ve bir ölçüde yeni kıta Amerika'da Absinthe çılgınlığı yayılmıştır.
Absent üretimi üç temel etapta gerçekleşmektedir. Pelin bitkisi, yeşil anason maddeleri öncelikle saf alkol ile birleştirilir. Belirli bir süre bekletilen karışım damıtılarak sıvı elde edilir. Son etapta ise ısıtma yöntemi ile klorofil renklenme ortaya çıkmaktadır. Pelin bitkisinde bulunan çok büyük miktarda bulunan Thujyone maddesi aslen tıbbi amaçlı kullanılan bir maddedir. İyileştirici özellikteki bu maddenin yüksek dozları tehlikelidir. Thujyone, bilindiği kadarı ile yüksek dozajlarda beyinde tetrahydrocannabinol ile aynı etkiyi yapmaktadır. Bahsi geçen tetrahydrocannabinol maddesi marihuana içindeki aktif maddedir. Sonuç olarak yüksek dozajı bu uyuşturucu madde ile aynı etkiyi yapmaktadır. Zaten absinthe kelimesi, eski Yunanca'da apsinthion, yani acı anlamına gelir. Bu noktada böyle bir maddenin yüksek alkol oranı ile bir araya gelmesi içkinin asıl tehlikesini ortaya çıkartmaktadır. Bu nokta da, ortaya sanrılar, halüsinasyonik görüntüler çıkmaktadır.
GÖRÜLMESİ
GEREKEN DİĞER YERLER :
Franz Kafka Müzesi: Prag gelmiş geçmiş en tartışmalı ve meşhur
yazarlardan Kafka’nın ekmeğini yiyebilmek için elinden geleni yapıyor ve onu
turistik bir eşyaya dönüştürmek için elinden geleni yapıyor. Kafka adına
açılmış para tuzağı yerler/müzelerle karşılaşabilirsiniz. Orijinali Charles
Köprüsü’nün ayağında yer almaktadır.
Cinsel Makineler Müzesi: Şiddetle girmemenizi önerdiğimiz ‘müze’
tarih boyu cinsel amaçlı kullanılan aletler konusunda 3 katlı bir sergi
oluşturuyor. Eski bir video ile başlayan turun girişi 10 Euro ve tek cümleyle
paranıza yazık.
Mala Strana: Köprünün diğer tarafına göre biraz daha
sakin bölge, sayısız dar sokağında kendinizi kaybetmek için birebir. Birçok
cafe, restoran ve ilginç dükkan bulunmakta. Yemek yemek için de iyi
bir bölge. Tarihle günlük yaşamın çok daha iç içe olması burayı özel
kılıyor. Kale, Yahudi Bölgesi, Franz Kafka Müzesi bu bölgede yer alıyor.
Karl Köprüsü: Mala Strana’yı eski şehre bağlayan önemli
köprülerden. Özellikle gece ışıklar altında mükemmel bir manzara sunuyor. Köprü
boyunca heykeller ve sokak sanatçıları eşlik ediyor.
John Lennon Duvarı: Mala Strana’da bulunan bu
duvar 80’lerden beri değişerek Lennon’a ve özgürlüğe adanmış grafitti’ler
ve resimlerle dolu.
Yahudi Mahallesi (Josefov): Avrupa’nın en eski aktif sinagogu The Old
New Synagogue‘un da bulunduğu mahallede birçok sinagog, Avrupa’nın en
eski Yahudi Mezarlığı ve Kafka’nın Evi bulunmaktadır.
Cross Club : Şehrin en meşhur gece kulubü Çok katlı olan ve her katında farklı
müzik çalan endüstriyel dizayna sahip bu kulüp kesinlikle ilk seçenek olmalı.
İçerisi kafası oldukça iyi turist ve yerliyle dolu, fiyatlar da uygun.
Bu masallar kentini muhakkak ziyaret edin,benim gibi Nazım gibi siz de aşık olun siz de sevin..Yeni seyahatler için Elif'in Yörüngesinden ayrılmayın..;)
Bu masallar kentini muhakkak ziyaret edin,benim gibi Nazım gibi siz de aşık olun siz de sevin..Yeni seyahatler için Elif'in Yörüngesinden ayrılmayın..;)










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder