3 Ocak 2016 Pazar

MASALLAR ŞEHRİ PRAG ...

Nisan çimeninde tazecik yeşerdi Prag şehri
Lakin ağaçlar da caddeler de kapkara henüz
Seçemiyorum
Çok uzaklara gitmiş
Yelkenlerini açıp
Prag şatosu
Valtava suyunda martılar
Ekmeğimizi de yemedi bu gün
       *
Çaldı telefon aldım haberi
Ne çabuk, ne çabuk, ne çabuk
Slaviçek vardı, Slaviçek yok..
    *
Devam ediyor Nezval
    Nâzım/ Prag 7 Nisan 1958


Tarih, doğa, sanat ve romantizmin birleştiği , Rönesans, Gotik ve Barok mimarisindeki binaların sıralandığı şirin sokakları, eski şehir meydanının etkileyici havası, akşam kaleden yansıyan ışıkların altında tekne gezintisi yapılabilen Vltava nehri ve her yeri süsleyen heykelleri ile Avrupa'nın en romantik ve ihtişamlı şehirlerinden biri olan Prag'da yazmış  Nazım şiirlerinden birini. 
Nazım Hikmet 1956-1958 yılları arasında Prag’ta yaşamış ve Vltava Nehri kıyısındaki Slavia Kafe’de otururmuş. Bu kafeden Vltava’ya bakmış, martılara ekmek atmış, İstanbul’u özlemiş ve şiirler yazmış … Nazım Hikmet’in bu halini gören Prag’lı bir ressam onun hüznünden çok etkilenmiş ve şairin bir resmini yapmış. Bu resim şimdi “Kavarna Slavia”nın duvarlarını süslüyor.
Resimde, şairin önünde bir absent var ve içkiyle aynı renkte bir kadın hayali çizilmiş. Kafede çalışanlar resimdeki kişinin kim olduğunu bilmiyorlar ama bu resmi menülerine dek her yere yerleştirmişler.
Dünyanın öve öve bitiremediği, Nazım'ın bile aşık olduğu ,şiirlerini yazıya döktüğü, benim de uzun zamandır gitmek istediğim ama gitmek için bir türlü zaman yaratamadığım Prag'ı , geçen sene ziyaret etme fırsatı buldum.
Prag seyahati için en güzel zamanın mayıs veya eylül olduğu söylense de, ağustos ayında da gidilebildiğini söyleyebilirim. Arada bir sağnak yağmura denk gelsem de ,havanın soğuk olmayışı tesellim olmuştu.
Hitler’in bile bombalamaya kıyamadığı için İkinci Dünya Savaşında hiç zarar görmeyen Prag’a en az üç gün ayırmak gerektiğini söylemem gerek.Bu şehri gezmemeli, yaşamalısınız.Peki nereleri görmek gerek?

Şehir turuna başlamak için ilk ve en iyi yer tepedeki Prag Kalesi... Buraya çıkmak için fayton tarzında ya da 1950'li yıllara ait arabaları ya da  zilini çalarak ilerleyen eski tramvayla da çıkmak mümkün..
Tepeye çıkıldığında ilk olarak dikkat çeken elbette , kalenin önündeki kraliyet bahçesi. Kalenin büyük giriş kapısında ise Çek askerler ile dev heykeller bekliyor. Burayı gezebilmek için rahat yarım gününüzü ayırmanız gerekli.Kale, içindeki saray ile mimarisi ve büyüklüğüyle göz kamaştıran katedral, müzeler, Romanesk manastır, Altın sokak ve çeşitli galerilerin olduğu binalardan oluşuyor.


Kalede en dikkat çeken yapı, uzun yıllar inşaatı tamamlanamayan, Çek Cumhuriyeti'nin en büyük katedrali Aziz Vitus... Yapımına kral 4. Charles'in ''dinde daha güçlü olma'' isteğiyle 1344 yılında başlanan ancak inşaatı 1929'da tamamlanan Gotik ve neogotik tarzdaki katedral,  dünyanın 5. büyük katedrali. Çevresindeki çirkin suratlı ejderha heykellerinin de yapıyı kötü ruhlardan koruduğuna inanılan katedralde, yağmur oluğu görevini de üstlenen bu heykellerin çirkinliğinin, bunları yapan heykeltraşın çok çektiği kayın validesini resmetmesinden kaynaklandığı belirtiliyor. 

Şato izlenimi de veren kalede, Orta Avrupa'nın en eski kilisesi St. George ile savaşta kocası ölen kadınların kullanımına açılan huzurevi de ilgi görüyor. Kalenin en popüler yeri ise , ünlü yazar Kafka'nın da çalıştığı Altın Sokak.
Surların üstüne yapılmış küçük odalardan oluşan sokakta, bir dönem simyacılar gezdiği söyleniyor.
Daha çok şato gibi. Prag Kalesi’nin içinde “Lesser Town” olarak adlandırılan Hükümet Binaları ve Bakanlıklar var.. 

Prag’da gezilecek güzel yerlerin içinde olan bu mahallede Birbirinden güzel ve tarihi binaların içinden, bir devleti yönetmek zevk olsa gerek. Kalenin önünde ise iki asker bulunuyor.Bu askerlerin nöbet değişimi merasimi mutlaka izlenmeli.
Prag Kalesini gezdikten ve bol bol manzara ve anı fotoğrafı çektikten sonra ikinci durak Prag’da gezilecek yerler listesi içinde olan St Vitus Katedrali. Dış cephesinde binlerce süsleme ve figür bulunan bu katedralin yapımına 1344 yılında İmparator 4.Charles döneminde başlanmış ve son olarak 1929 yılında tamamlanmıştır.
Kaleden aşağı doğru yürürken, Prag'ı panoramik izlemek mümkün. Bunun yanında, kalenin hemen karşısındaki ormanlık alandaki tepede, Paris'in ünlü Eyfel kulesinin daha küçük boyuttaki kopyası bulunuyor. 

Prag'da Vltava nehrini süsleyen en önemli köprü ise her gün dünyanın çeşitli yerlerinden turistleri çeken Charles Köprüsü... 

Adını aldığı kral 4. Charles tarafından yaptırılan ve sağlam olması için inşaatında her yıl 10 bin yumurta akı kullanılan köprüde, çeşitli konuları anlatan veya Azizleri simgeleyen 30 heykel bulunuyor. 



Bunlardan en dikkat çekeni ise Aziz Nepomuk heykeli...Turistlerin ellerini heykele sürüp dilediği dilekler, Aziz'in bu konudaki yoğunluğundan dolayı ancak bir yıl sonra gerçekleşebiliyormuş. Efsaneye göre, kraliçenin en yakın azizi Nepromuk, kralın kıskançlık hışmına uğruyor ve bu köprüden aşağı atılıyor. Ancak Aziz suya düşünce göğe birçok yıldız yükseliyor. Bu nedenle tüm köprülerin koruyucusu olarak anılan Nepomuk'un heykelinin başında altın renginde yıldızlar da bulunuyor. 

Köprüdeki diğer heykel de o dönemde Osmanlı'ya karşı duyulan korku ve ön yargıları gösteriyor. Heykelde, tespih çeken Osmanlı gardiyanı neşeli şekilde zindanın kapısında beklerken, yukarıdaki üç Aziz içerideki Hristiyan esirleri kurtarmaya çalışır şekilde resmediliyor. 

Sokak ressamları ile seyyar hediyelik eşya satıcılarının da bulunduğu köprünün Prag'ın en fazla turist çeken tarihi değerlerinden biri olduğu belirtiliyor. 
Köprüden geçtikten sonra biraz yüründüğünde artık Prag'ın şehir hayatı ve ünlü astronomik saat kulesinin de bulunduğu eski şehir meydanı karşımıza çıkıyor. 

Her saat başı birçok turistin önünde toplandığı saat kulesinde yelkovan her 12'yi gösterdiğinde ilginç bir gösteri başlıyor. 

Üzerinde 12 burcun da temsil edildiği saatin üst kısmında, her saat başı çanlar çaldığında iki küçük pencere açılıyor ve içinden 12 havariyi temsil eden heykeller çıkıp izleyenlere selam veriyor. Aynı anda saatin sağ yanındaki yaşam ve ölümü temsil eden iskelet figürü elindeki asayı yere vurup, ''topraktan gelip toprağa gitmeyi'' hatırlatıyor.
Anlatılan eski bir efsaneye göre; bu meşhur saati, 15.yy sonlarında Charles Üniversitesi’nde profesör olan Hanus adlı bir mimar yapmıştır. Amacı, Kutna Hora şehrindeki Kemikli Kilise’de olduğu gibi insanlara bir mesaj vermektir. “Herkes bir gün geldiği yere geri dönecek yani elbet bir gün toprakla özleşip ölecek!” Saati yapar yapmaz dünyanın en önemli adamı haline gelir. Kral’dan daha fazla adı duyulmaya başlar çünkü, Avrupa’nın her yerinden insanlar Prag’a sadece ve sadece saati görmeye gelir. Zamanla Hanus’a  başka ülkelerden de teklifler gelir, fakat mimar bu teklifleri reddeder. Zamanla bu teklifler Kral’ın kulağına kadar gider ve Kral, mimarın saati başka bir yere de yapmasını önlemek için onun gözlerine mil çektirir. Kör olan Hanus da kendini saatin mekanizmasına bırakarak intihar eder. Asıl amacı saati bozmaktır, saati bozarak intikamını alır. Saati 50 yıl kadar çalıştıramazlar, daha sonra başka bir saat ustası onarır.
Efsanesi ile ünlü olan bu saat, aslında Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın konumlarını gösteren astronomik bir saat Saatin dış tarafındaki rakamlar İbranice.  Bu Babil saatini göstermektedir. Mimar Usta, (saati Eski Şehir Meydanı’na yaptığından, meydanın bir paraleli de Yahudi mahallesi olduğundan) Yahudilerin nüfusunun fazla olduğu bir bölgede onları ezmemiş, onlara da bir jest yapmış ve Babil saatini de kendi saatine eklemiş.
Saatin etrafında 4 tane kukla var. Bu kuklalar insanlara neleri yapmamaları gerektiğini anlatıyor.
Soldan en baştaki, elindeki aynayla kendine bakar; “kendini beğenmişliği” sembolize eder. Onun yanındaki kukla, elinde altın torbası olan bir Yahudi’dir; “cimriliği” sembolize eder.
Bir yandaki kukla ise iskelettir; “yaşama karşı isteksizliği” anlatır. Sonuncu kukla, elinde mandoline benzer bir müzik aleti bulunan ve Türk’e benzetilen adam da; “gece hayatına ve sefahate düşkünlüğü” anlatır.Kısacası bu kuklalar, kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz ve sefahate düşkün olmayın der.
Saatin altında da insanlara yapmaları gerekenleri anlatan 4 kukla var Bu kuklalar da, bilime, adalete, astronomiye ve eğitime önem verme konusunda bizleri uyarır.

Her saat başı, İsa’nın 12 havarisi de pencerenin önünden geçerek ufak bir gösteri yapar. Horozun ötmesiyle gösteri biter. Her saat başı meydandaki yüzlerce insan bu gösteriyi izlemek fotoğraflamak için bir araya gelir ve tören havası ile geçen birkaç dakikanın ardında kalabalık bir sonraki saate kadar dağılır. Ancak bu kalabalığın arasına karışıp gözü saatte değil de cüzdanınızda olan bol miktarda insan var dikkatli olun.
Prag'ta, ünlü eski şehir meydanında astronomik saat kulesinin yanı sıra Tin kilisesi, belediye binası ve Jan Hus heykeli bulunuyor. Meydan çevresindeki bu ihtişamlı yapılar, mutlaka görülmesi gereken yerlerden. 

Meydanın kenarındaki kafeler ise gündüz veya akşam kahve içip, şehrin tadının çıkarılabileceği en güzel mekanlardan... Ayrıca meydandan kalkan faytonlar, eski model arabalar, üzerinde Türk Hava Yolları'nın Türkiye reklamının da bulunduğu küçük arabalar veya bisikletlerle, çevredeki sokakları gezmek mümkün. 


Görülmesi gereken bir başka yer de ; 13. yüzyılda yapılmış Zbiroh Şatosu...
Kral ikinci Rudolf'un av köşkü olan şato, artık otel ve restoran olarak kullanılıyor. Akşamları Orta Çağ'daki kaplarda yemeklerin yendiği restoranda, şövalye dövüşleri, ateş gösterileri ile Orta Çağ müziğinden oluşan gösteriler de ilgiyle izleniyor. Odalardaki mobilyalar ise Orta Çağ tarzını yansıtıyor. 

Hollywood'un tarihi filmlerinden birine konuk olmuşsunuz gibi izlenim yaratan, ormanlık alanda yamaç üzerine kurulu dev şato görünümündeki Karlstejn Kalesi de mutlaka görülmesi gereken tarihi bir yapı... 

Yürüyerek 20 dakikada çıkılabilen ama faytonlarla keyifli bir yolculukla da gidilebilen kalede, Kral 4. Charles yaşamış ve bir dönem Roma İmparatorluğu'nun hazineleri saklanmış. Sadeliğiyle dikkat çeken kaleyi gezenlere yemek odasında 17. yüzyıla dair müzik dinletisi de sunuluyor. 

Bunun yanında, kaleye çıkan yol kenarında birçok şirin kafe ve hediyelik eşya dükkanı bulunuyor. En az yarım gün ayrılması gereken kaleye gelen ziyaretçilere, temiz havada yürüyerek dükkanlara uğramaları ve yöreye özgü yemekleri tatmaları öneriliyor. 

Akşam Zbiroh ayarında olmasa da şehir merkezinde 
Ortaçağ gösterileri eşliğinde eğlenebileceğiniz yerlerden biri de Pavouka .. Burası bir tür Ortaçağ tavernası..Dansçı kızların ortaçağ müzikleri eşliğinde dans ettiği,erkeklerin kılıçla gösteriler yaptığı,kocaman bardaklarda şarap içebileceğiniz ve koca tabaklarda yemek yiyebileceğiniz bir yer.



Tabii benim gibi kısa sürede ortama ayak uydurabilirseniz, dansçıların arasına karışıp ortaçağ müzikleriyle kendinizden de geçebilirsiniz.

 




 


PRAG’ A KADAR GELİP ABSENT HAKKINDA BİR ŞEY YAZMADAN OLMAZ..

Prag gezimde bana eşlik eden sevgili Ali ve Çek vatandaşı olan arkadaşım Martin'den özellikle absent hakkında bilgi vermesini rica ettim.Ancak kendisi anlatmak yerine yerinde görmem ve tatmam gerektiği konusunda ısrar etti.Ünlü ressam Van Gogh'un bile kulağını kesme nedeni olarak gösterilen Absenti denemek herkesin harcı değil inanın.Kendi içinde alkol oranları farklılık göstermekte olan Absenti %70 alkol oranı olanından daha öteye taşımamanızı öneririm.
Martin bölgenin ünlü restoranı Malonstranska Pinvice 'de absent merakımı giderdi.İki farklı içme şekli olduğunu keşfettiğim absenti hemen ''shot'' yapmalısınız zira vizki gibi yudum yudum içilecek birşey değil.
Yöntemlerden biri çoğunuzun duyduğu ya da bildiği geleneksel yöntem olan ; delikli bir kaşığa konan şekeri absent bardağının üzerinde yakmaktan ve eriyen şekerli absenti karıştırıp içmekten ibaret.

Diğer bir yöntem ise 4 musluğu olan semaver şeklindeki soğuk su dolu şişenin musluklarının her birinin altına absentli bardakları koymak ve bardakların üzerindeki delikli kaşıktaki şekerin musluktan damla damla akan su ile erimesini bekleyip içmekten ibaret.Yalnız bu uzun bir bekleyiş demek ,söylemedi demeyin..



Absent’in ortaya çıkışı için çeşitli teoriler olsa da, 1792 yılında Fransız doktor Pierre Ordinaire tarafından ticari amaçlı üretildiği düşünülmektedir. Bazılarına göre ise içki ilk önce İsviçre’de ortaya çıkmıştır. İlk kez Neuchatel'de Mère Henriod tarafından 1740'da yapıldığı hikâye edilmektedir. İsviçre'nin bazı kantonlarında yerel olarak bu içki tüketilirken yukarıda bahsi geçen doktor Pierre Ordinaire'in dikkatini çekmiş ilk önceleri tıbbi etkisi için kullanılmaya başlamıştır. Zaten asıl kabul gören hikâye budur. Gerçekten de doktor Pierre Ordinaire, İsviçreye böyle bir yolculuk yapmıştır. Bilinen en eski üretim Pontallier'de 1806 yılında yapılmıştır. Bu nokta şirket çeşitli defalar yer değiştirmiş, çeşitli kişilere satılmıştır. Bu şirketin esas tanınması Fritz Duval tarafından işletilmeye başlayınca olmuştur. Bu dönemde hala tıbbi amaçlı kullanımı devam etmekte ve yapılış tarzı gizli tutulmakta idi. Şirket zaman içinde çok ciddi miktarlarda üretim yapabilir hale gelmiştir. 

1840'larda Fransa Cezayir savaşları sırasında tıbbi amaçlı olarak yaygın şekilde kullanılmıştır. Özellikle dizanteri ve bağırsak kurtlarına karşı etkin mücadelede kullanılmaktaydı. Bu dönemde askerler bunun tıbbi etkisinin yanı sıra içki olarak değerini gördüklerinden, savaş bitip eve döndüklerinde bu içkinin ünü yavaş yavaş duyulmaya başlamış ve çeşitli barlarda (küçük Fransız barları; Bistro) müşterilere sunulmaya başlanmıştır. 

1850'lerde Napolyon döneminde bir anda moda hale gelmiştir. Neredeyse binlerce farklı versiyonu ortaya cıkmış, toplam içki üretiminde ve tüketiminde lider hale gelmiştir. 

Bu dönemde Absent bir likör olarak sunulmaktaydı. Sonuç olarak herkesin kabul ettiği gerçek III. Napolyon dönemi Absent'in altın çağı olarak bilinir. Bu dönemde özellikle Orta Avrupa, Fransa ve bir ölçüde yeni kıta Amerika'da Absinthe çılgınlığı yayılmıştır. 

Absent üretimi üç temel etapta gerçekleşmektedir. Pelin bitkisi, yeşil anason maddeleri öncelikle saf alkol ile birleştirilir. Belirli bir süre bekletilen karışım damıtılarak sıvı elde edilir. Son etapta ise ısıtma yöntemi ile klorofil renklenme ortaya çıkmaktadır. Pelin bitkisinde bulunan çok büyük miktarda bulunan Thujyone maddesi aslen tıbbi amaçlı kullanılan bir maddedir. İyileştirici özellikteki bu maddenin yüksek dozları tehlikelidir. Thujyone, bilindiği kadarı ile yüksek dozajlarda beyinde tetrahydrocannabinol ile aynı etkiyi yapmaktadır. Bahsi geçen tetrahydrocannabinol maddesi marihuana içindeki aktif maddedir. Sonuç olarak yüksek dozajı bu uyuşturucu madde ile aynı etkiyi yapmaktadır. Zaten absinthe kelimesi, eski Yunanca'da apsinthion, yani acı anlamına gelir. Bu noktada böyle bir maddenin yüksek alkol oranı ile bir araya gelmesi içkinin asıl tehlikesini ortaya çıkartmaktadır. Bu nokta da, ortaya sanrılar, halüsinasyonik görüntüler çıkmaktadır. 

GÖRÜLMESİ GEREKEN DİĞER YERLER :

Franz Kafka Müzesi: Prag gelmiş geçmiş en tartışmalı ve meşhur yazarlardan Kafka’nın ekmeğini yiyebilmek için elinden geleni yapıyor ve onu turistik bir eşyaya dönüştürmek için elinden geleni yapıyor. Kafka adına açılmış para tuzağı yerler/müzelerle karşılaşabilirsiniz. Orijinali Charles Köprüsü’nün ayağında yer almaktadır.

Cinsel Makineler Müzesi: Şiddetle girmemenizi önerdiğimiz ‘müze’ tarih boyu cinsel amaçlı kullanılan aletler konusunda 3 katlı bir sergi oluşturuyor. Eski bir video ile başlayan turun girişi 10 Euro ve tek cümleyle paranıza yazık.

Mala Strana: Köprünün diğer tarafına göre biraz daha sakin bölge, sayısız dar sokağında kendinizi kaybetmek için birebir. Birçok cafe, restoran ve ilginç dükkan bulunmakta. Yemek yemek için de iyi bir bölge. Tarihle günlük yaşamın çok daha iç içe olması burayı özel kılıyor. Kale, Yahudi Bölgesi, Franz Kafka Müzesi bu bölgede yer alıyor.


Karl Köprüsü: Mala Strana’yı eski şehre bağlayan önemli köprülerden. Özellikle gece ışıklar altında mükemmel bir manzara sunuyor. Köprü boyunca heykeller ve sokak sanatçıları eşlik ediyor.

John Lennon Duvarı: Mala Strana’da bulunan bu duvar 80’lerden beri değişerek Lennon’a ve özgürlüğe adanmış grafitti’ler ve resimlerle dolu.

Yahudi Mahallesi (Josefov): Avrupa’nın en eski aktif  sinagogu The Old New Synagogue‘un da bulunduğu mahallede birçok sinagog, Avrupa’nın en eski Yahudi Mezarlığı ve Kafka’nın Evi bulunmaktadır.

Cross Club :  Şehrin en meşhur gece kulubü  Çok katlı olan ve her katında farklı müzik çalan endüstriyel dizayna sahip bu kulüp kesinlikle ilk seçenek olmalı. İçerisi kafası oldukça iyi turist ve yerliyle dolu, fiyatlar da uygun.

Bu masallar kentini muhakkak ziyaret edin,benim gibi Nazım gibi siz de aşık olun siz de sevin..Yeni seyahatler için Elif'in Yörüngesinden ayrılmayın..;)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder