4 Şubat 2018 Pazar

YAŞAYAN ÖLÜM KASABASI ; TEREZİN...

‘’Bizi yaralarsanız kanamaz mıyız?
Bizi gıdıklarsanız gülmez miyiz?
Bizi zehirlerseniz ölmez miyiz?

Ve bize karşı yanlış davranırsanız,
İntikam almaz mıyız?



Yıl 1939… Varşova…Polonya bombardıman altında.Gökyüzü karanlık…Çığlıklar, bombardıman uçaklarının gürültüsüne karışmış..Bir radyodan, piyano sesi yükseliyor tüm gürültüyü bastırmak istercesine ve inatla…Wladyslaw Szpilman yaşamla ölüm arasında gidip geleceği onca zaman ve olay öncesi belki de son kez çalıyor..
Sanırım Roman Polanski ‘nin yönettiği ,‘’Piyanist ‘’ filminden bahsettiğimi artık anladınız.Adrien Brody’nin üstün performans gösterdiği , Nazi iktidarı döneminde gerçekleşen olayların bir piyanistin gözünden anlatıldığı ve gerçek olaylara bağlı kalınan ,tarih kokan o muhteşem film..

Filmin bir kısmı dünya üzerinde korunan , üç Nazi toplama kampından biri olan  Theresienstadt /Terezin ‘de geçiyor.Kampta bulunan hiçbir şey değiştirilmeden , olduğu gibi kullanılmış filmde.
Elbette filmin başarısı , filmin yönetmeni Roman Polanski’nin de , bir zamanlar Terezin toplama kampında bulunan bir Yahudi olmasından da kaynaklı.
Dünya’nın büyük bir kısmını gezmiş biri olarak,belki de ilk kez, tarihte yaşanan bir olayın günümüze bu denli canlı aktarıldığını gördüm.Terezin’e girdiğimde ilk duyduğum şey , sessizlikti.
Öyle derin bir sessizlik hakim ki ; sanırım tariflenemez.   Kasabada yerleşim olmasına rağmen “hayat” yok. Kasabadaki insanlar da kasaba gibi sessiz,sinmiş,üzgün,ruhsuz ve cansız…Sokaklar boş..Oyun oynayan çocuk bile görmedim.
Sanki dışarı çıkarlarsa, her an bir Schutzstaffel / SS subayı tarafından yakalanacaklarmış korkusu hakim.Belki de , utanıyorlar mutlu olmaya..
Yanı başlarında yüzlerce ölü beden yatarken ,gülmek , eğlenmek , mutlu olmak , saygısızlık gibi geliyor belki de..Yaşadıkları korkuyu ve çekinceyi yeni nesillere de aktarıyorlar..
Hitler saf ırk Alman milleti için yaşam alanı (Lebensraum) oluşturma amacı içinde , Polonya’ya girdikten sonra kurmuş bu kampı.Tüm kamplar içinde en masum olanı denebilir. Zira bu kamp daha çok bir toplama ve dağıtma kampı .Yahudiler ilk burada toplanıp sonra ,diğer kamplara ya da Nazi mahkemelerine sevk edilmişler. Elbette bu kampta gördüklerimden sonra ,diğer kampları düşünmek bile istemiyorum..


Bu büyük  yatakhaneler 20-30 kişi için tasarlanmış. Ama insanlar yaklaşık olarak  150’şer kişi yatmak zorunda kalmışlar. Yataklara sığamayınca da mecburen yerlerde yatmışlar. Ve hepsi için sadece 1 tuvalet.
















Günlük ekmek hakları 500 gramlardan 250 gramlara kadar düşmüş. Ve patates çorbası dışında da pek bir şey yiyememişler.




Bir de , tek kişilik hücreler var , içeri küçük bir ışık süzülen..Bazen bu ışık bile yasaklanıp , kapatılabiliyormuş.Ve bu hücrelerde 40-50 kişi kaldığı zamanlar da olmuş.



Fotoğraflarda gülmek ilk kez zul oldu..Çok ama çok ağır bir atmosfer hakim.Bir an önce terk etmek istiyorsunuz . Adını imparatoriçe Mariya Terezya’dan alan kamp,  Nazilerin eline geçmeden önce de , zindan olarak kurulmuş.

2.Dünya savaşının sonlarına doğru bir tifüs salgını başlamış.Naziler de bu nedenle, dezenfekte odası kurmuş.Yanlarında kurulanma,giyinme odası da var. Hemen bu lükse aldanmayın.Dezenfekte odasında soyunan Yahudilerin kıyafetleri kazanlara atılarak kaynar sularda yıkanırken, Yahudiler de duş bölümünde (aynı zamanda burası gaz odası) 1 dakika içinde soğuk suyla yıkanıp hemen yan odaya geçip kurulanıp , henüz tam kurumayan nemli kıyafetlerini tekrar giyer ve -15 derecedeki hücrelerine geri götürülürmüş.

Yahudilerin idam edildiği bir dar ağacına çıkan ,yaklaşık 500 mt uzunluğunda bir de tünel bulunuyor kampta.Sanki tüm tünele kan kokusu sinmiş gibi ağır bir hava var.
Gelenlere kamp şartlarının iyi olduğunu göstermek amacıyla kurulmuş bir de traş odası var.Tabii göstermelik olduğu ve hiç kullanılmadığı  için yeni sayılır her şey , çok eskimemiş.












 


Göstermelik traş odası gibi,  bir de kampın girişinde kocaman harflerle ‘’ ARBEIT MACHT FREI ‘’ yazıyor. Yani ‘’ Çalışmak Özgürlüktür.’’ Çalışma kampı gibi gösterilmeye çalışılan ölüm kampında , iki tane de müze bulunuyor.

Yahudilerin fotoğrafları,kampta yaptıkları resimler ve şiirler müzede görecekleriniz arasında.


Kampta ölenler arasında , sünnetli oldukları için Yahudi zannedilen 20 adet Türk vatandaşı da bulunuyor.Kampta ölen insanların ülkelerinin yazdığı anıt heykelde Türkiye’yi de görüyoruz.



Söylenecek çok şey var ve aynı zamanda yok.Diktatörlüğün ve zalimliğin din,dil ve ırk tanımaması insanı hayrete düşürüyor.Ancak dünden bugüne tüm diktatörlerin sonu hep bellidir.Tarihin tekrar ettiği ve edeceği gerçeği az da olsa yüreklere su serpiyor.
Çek cumhuriyeti denince hemen akla Prag gelse de , tarih meraklıları 60 km mesafedeki bu kasabayı da görmeden ayrılmasın derim.En rahatı araba kiralamak açıkçası.
Ama araç kiralamak istemeyenler,Terezin Kampına metro ve  otobüs ile de ulaşabilir. Vaclav Havel meydanından, Muzeum durağından , Kırmızı Metro hattında binerek Nadrazi Holesovice Durağına gidilebilir. Ayrıca 7 numaralı hattan otobüs ile de ulaşabilinir. Litomerice otobüsüne binip, Terezin nazi kampına gidiş geliş ,153 kron karşılığında ulaşabilirsiniz.Bileti otobüs içinde de alabilirsiniz.

Bir sonraki seyahat yazısına kadar yörüngede ve sevgiyle kalın…  



































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder