‘’Bizi
yaralarsanız kanamaz mıyız?
Bizi gıdıklarsanız gülmez miyiz?
Bizi zehirlerseniz ölmez miyiz?
…
Ve bize karşı yanlış davranırsanız,
İntikam almaz mıyız?
Bizi gıdıklarsanız gülmez miyiz?
Bizi zehirlerseniz ölmez miyiz?
…
Ve bize karşı yanlış davranırsanız,
İntikam almaz mıyız?
Yıl 1939… Varşova…Polonya bombardıman altında.Gökyüzü karanlık…Çığlıklar, bombardıman
uçaklarının gürültüsüne karışmış..Bir radyodan, piyano sesi yükseliyor tüm gürültüyü
bastırmak istercesine ve inatla…Wladyslaw Szpilman yaşamla ölüm arasında
gidip geleceği onca zaman ve olay öncesi belki de son kez çalıyor..
Sanırım Roman Polanski ‘nin yönettiği ,‘’Piyanist ‘’
filminden bahsettiğimi artık anladınız.Adrien Brody’nin üstün performans
gösterdiği , Nazi iktidarı döneminde gerçekleşen olayların bir piyanistin
gözünden anlatıldığı ve gerçek olaylara bağlı kalınan ,tarih kokan o muhteşem
film..
Elbette filmin başarısı , filmin yönetmeni Roman
Polanski’nin de , bir zamanlar Terezin toplama kampında bulunan bir Yahudi olmasından
da kaynaklı.
Dünya’nın büyük bir kısmını
gezmiş biri olarak,belki de ilk kez, tarihte yaşanan bir olayın günümüze bu
denli canlı aktarıldığını gördüm.Terezin’e girdiğimde ilk duyduğum şey ,
sessizlikti.
Öyle derin bir sessizlik hakim
ki ; sanırım tariflenemez. Kasabada
yerleşim olmasına rağmen “hayat” yok. Kasabadaki insanlar da kasaba gibi sessiz,sinmiş,üzgün,ruhsuz
ve cansız…Sokaklar boş..Oyun oynayan çocuk bile görmedim.
Sanki dışarı çıkarlarsa, her an
bir Schutzstaffel / SS subayı
tarafından yakalanacaklarmış korkusu hakim.Belki de , utanıyorlar mutlu
olmaya..
Yanı başlarında yüzlerce ölü beden yatarken ,gülmek , eğlenmek , mutlu olmak , saygısızlık gibi geliyor belki de..Yaşadıkları korkuyu ve çekinceyi yeni nesillere de aktarıyorlar..
Yanı başlarında yüzlerce ölü beden yatarken ,gülmek , eğlenmek , mutlu olmak , saygısızlık gibi geliyor belki de..Yaşadıkları korkuyu ve çekinceyi yeni nesillere de aktarıyorlar..
Hitler saf ırk Alman milleti için yaşam alanı (Lebensraum)
oluşturma amacı içinde , Polonya’ya girdikten sonra kurmuş bu kampı.Tüm kamplar
içinde en masum olanı denebilir. Zira bu kamp daha çok bir
toplama ve dağıtma kampı .Yahudiler ilk burada toplanıp sonra ,diğer kamplara
ya da Nazi mahkemelerine sevk edilmişler. Elbette bu kampta gördüklerimden
sonra ,diğer kampları düşünmek bile istemiyorum..
Bu büyük yatakhaneler 20-30 kişi için tasarlanmış. Ama insanlar
yaklaşık olarak 150’şer kişi yatmak
zorunda kalmışlar. Yataklara sığamayınca da mecburen yerlerde yatmışlar. Ve
hepsi için sadece 1 tuvalet.
Fotoğraflarda
gülmek ilk kez zul oldu..Çok ama çok ağır bir atmosfer hakim.Bir an önce terk
etmek istiyorsunuz . Adını imparatoriçe Mariya Terezya’dan alan kamp, Nazilerin eline geçmeden önce de , zindan
olarak kurulmuş.
2.Dünya savaşının sonlarına
doğru bir tifüs salgını başlamış.Naziler de bu nedenle, dezenfekte odası
kurmuş.Yanlarında kurulanma,giyinme odası da var. Hemen bu lükse aldanmayın.Dezenfekte
odasında soyunan Yahudilerin kıyafetleri kazanlara atılarak kaynar sularda
yıkanırken, Yahudiler de duş bölümünde (aynı zamanda burası gaz odası) 1 dakika
içinde soğuk suyla yıkanıp hemen yan odaya geçip kurulanıp , henüz tam
kurumayan nemli kıyafetlerini tekrar giyer ve -15 derecedeki hücrelerine geri
götürülürmüş.
Yahudilerin idam edildiği bir
dar ağacına çıkan ,yaklaşık 500 mt uzunluğunda bir de tünel bulunuyor
kampta.Sanki tüm tünele kan kokusu sinmiş gibi ağır bir hava var.
Gelenlere kamp şartlarının iyi
olduğunu göstermek amacıyla kurulmuş bir de traş odası var.Tabii göstermelik
olduğu ve hiç kullanılmadığı için yeni
sayılır her şey , çok eskimemiş.
Göstermelik traş odası gibi, bir de kampın girişinde kocaman harflerle ‘’ ARBEIT MACHT FREI ‘’ yazıyor. Yani ‘’ Çalışmak Özgürlüktür.’’ Çalışma kampı gibi gösterilmeye çalışılan ölüm kampında , iki tane de müze bulunuyor.
Yahudilerin fotoğrafları,kampta
yaptıkları resimler ve şiirler müzede görecekleriniz arasında.
Kampta ölenler arasında , sünnetli oldukları için Yahudi zannedilen 20 adet Türk vatandaşı da bulunuyor.Kampta ölen insanların ülkelerinin yazdığı anıt heykelde Türkiye’yi de görüyoruz.
Kampta ölenler arasında , sünnetli oldukları için Yahudi zannedilen 20 adet Türk vatandaşı da bulunuyor.Kampta ölen insanların ülkelerinin yazdığı anıt heykelde Türkiye’yi de görüyoruz.
Söylenecek çok şey var ve aynı zamanda yok.Diktatörlüğün ve zalimliğin din,dil ve ırk tanımaması insanı hayrete düşürüyor.Ancak dünden bugüne tüm diktatörlerin sonu hep bellidir.Tarihin tekrar ettiği ve edeceği gerçeği az da olsa yüreklere su serpiyor.
Çek cumhuriyeti denince hemen akla Prag gelse de , tarih meraklıları 60 km mesafedeki bu kasabayı da görmeden ayrılmasın derim.En rahatı araba kiralamak açıkçası.
Ama araç kiralamak istemeyenler,Terezin Kampına metro ve otobüs ile de ulaşabilir. Vaclav Havel meydanından, Muzeum durağından , Kırmızı Metro hattında binerek Nadrazi Holesovice Durağına gidilebilir. Ayrıca 7 numaralı hattan otobüs ile de ulaşabilinir. Litomerice otobüsüne binip, Terezin nazi kampına gidiş geliş ,153 kron karşılığında ulaşabilirsiniz.Bileti otobüs içinde de alabilirsiniz.
Bir sonraki seyahat yazısına kadar yörüngede ve sevgiyle kalın…


























Hiç yorum yok:
Yorum Gönder