16 Ekim 2017 Pazartesi

DARTH VADER LONDRA’YA GELİRSE…


Merhaba sevgili okurlar,

Aramızda hala ‘’Yıldız Savaşları’’  filmini bilmeyen ya da duymayan var mıdır bilemiyorum.Varsa da , kendileri için çok büyük bir kayıp olduğunu söyleyemem gerekli.Odamın girişine bir ’’ Starwars ‘’repliğini  yazdıracak kadar fanatiği olduğum düşünülecek olursa , bilmeyenler için muhakkak biraz aydınlatıcı bilgi vermem de zorunlu sanırım.

Yaratıcısı George Lucas’ın en ses getiren film sadece çok uzak bir galakside geçmiyor, çok uzun bir zamanı da kaplıyor. İlk filmin senaryosu 1973 yılında bitmiş olmasına rağmen 1977 de gösterime girdi.Ve o dönemin kısıtlı şartlarında çekilen bu film gündeme BOMBA gibi düştü.
       
Seriler ile ilgili bilmeniz gereken en önemli karakterlerin başında Padmé Amidala, Anakin Skywalker, Darth Vader, Obi-Wan Kenobi, R2-D2, C-3PO, Yoda, Han Solo, Qui-Gon Jinn, Count Dooku, Chewbacca, Luke Skywalker, Jar Jar Binks, Mace Windu geliyor. Bu karakterlere Samuel L. Jackson, Ewan McGregor, Natalie Portman, Liam Neeson, Christopher Lee, Harrison Ford ve daha bir çok başarılı isim hayat veriyor.
Gelelim özetleyebilmem için bilmeniz gereken bazı terimlerin açıklamalarına :
Güç: Jedi ve Sith sisteminin gerisindeki güç, doğaüstü olan, bağlayıcı ve her an her yerde bulunan, hissedilen kuvvet anlamındadır.

Jedi: filmlerinde, barışın koruyucuları olarak adlandırılan kurgusal gruptur. Güç adı verilen bir metafizik kuvveti kullanmayı öğrenirler. Temel silahları ışın kılıcıdır.

Padawan: Bir nevi Usta Jedi çırakları, öğrencileri diyebiliriz.
Sith: Genelde Güç'ün karanlık tarafına bağlı olan savaşçılar gurubunu tanımlamak için kullanılır. Bu savaşçılar Güç'ün iyi tarafına bağlı olan Jedi şövalyelerinin benzeri özellikler taşırlar, fakat kötülüğe hizmet ederler. Güçlerini nefret,öfke ve korkudan alırlar. Bu savaşçıların liderleri Sith Lordu olarak bilinir.

C-3PO: Yıldız Savaşları serisinin bütün filmlerinde bulunan droiddir. Anakin Skywalker'ın yaptığı protokol droidi, 6 milyonun üzerinde lisan, lehçe, kod ve her kültürdeki nezaket kurallarını bilmektedir.

R2-D2: Yıldız Savaşları'nda fıçı şeklinde kurgusal bir robottur.
Tüm serinin ana konusu iyi ve kötünün , aydınlık ve karanlığın birbiriyle olan mücadelesidir.Genç Jedi Skywalker ‘ın , çocukluğundan başlayarak yaşadıklarını,  gücün aydınlık tarafından karanlık tarafına geçişini ve Darth Vader oluşunu izliyoruz.Tabii muhteşem bir senaryo ve efektler eşliğinde.Rahatlıkla her bir bölümünü en az 10 kere izlediğimi söyleyebilirim.Özellikle bilim kurgu meraklıları kaçırmamalı.
Karanlık taraf ya da aydınlık taraf  olmasını çok önemsemeden; taraf tutmadan diyelim ; bence filmin en muazzam karakteri de Darth Vader.O nedenle bu karakteri Londra seyahatlerinizden birinde muhakkak ziyaret etmelisiniz.Zira kendisi Marylebone bölgesinde bulunan en ünlü balmumu müzelerden biri olan Madame Tussauds ‘da bulunuyor.
250 yıl önce ilk olarak Londra’da açılan müzenin bir de hikayesi var. Tanınmış bir balmumu sanatçısı Dr. Philippe Curtius’ın gündelikçisinin kızı olan Marie’nin çocukluğu Fransa’da geçmiştir. Balmumundan heykel yapmayı genç yaşta öğrendikten sonra, 20 yaşında Fransa Kralı’nın kız kardeşine sanat dersleri vermeye başlamıştır. Marie, 8 yıl boyunca ünlü Versailles Sarayı’nda kraliyet ailesinin yanında yaşamış ve çalışmıştır. Bu dönemde Marie ve annesi Taht’a olan bağlılıklarının sorgulanmasının ardından hapse atılmışlardır. Buna rağmen, Marie’nin becerileri ve Dr. Curtius’un Milli Askerler üzerindeki etkisi onları kurtarmıştır. Serbest kaldıktan sonra, giyotin kurbanlarına ölüm maskeleri üretmeye zorlanmıştır.  Dr. Curtius hayatını kaybedince sergisi Madame Tussauds'a miras kalmıştır ve o da yeni seyirci arayışıyla Londra'nın yolunu tutmuştur. 
Madame Tussauds Sergisi de İngiltere'de gezindiği bu seneler boyunca adeta ayaklı gazete muamelesi görmüş, sıradan insanlarla ünlüleri bir araya getirmesiyle oldukça dikkat çekmiştir. Madame Tussauds, Avrupa'da gündelik hayatın içerisinde Fransız Devrimi ve Napolyon Savaşlarını çok iyi bir şekilde sergilediğinden insanların çok fazla ilgisini çekiyordu. 
1835 yılında Madame Tussauds, Baker Street Bazaar, Londra’da, sabit bir eve kavuşmuştur.
Sayısız ünlü karaktere de ev sahipliği yapmaktadır.Madame Tussauds ile ilgili tüm fotoğraflarıma yazının sonunda ulaşabilirsiniz.Şimdilik sadece Darth Vader ve Master Yoda ile olanları paylaşıyorum.












                                                                                                                                      




Marylebone bölgesinde ziyaret edebileceğiniz çok fazla yer olmadığını da söylemek 
durumundayım.Bu bölgede daha çok doktor ve dişçilerin muayenehanelerinin bulunuyor.Muayenehaneler dışında Broadcasting ( Radyoevi ) , All Souls Kilisesi ,Wallace Koleksiyonu , Sherlock Holmes müzesi , Royal Academy Of Music ve St.Marylebone Kilisesi görülebilir.
Marylebone ‘ a komşu olan Mayfair ‘ e girdiğinizde birden İngiliz aristokrasisin havasını ciğerlerinize çekmeye başlıyorsunuz.Bond Street gibi pek çok üst sınıf markaya ev sahipliği yapan bölgede , Prada, D&G, Chanel gibi çok uluslu markaları görmek mümkün.Ve olmazsa olmazım Van Cleef Arpel gibi , yazık ki , Türkiye’de olmayan mücevherciler de yine bu caddede bulabilecekleriniz arasında yer alıyor.
Mayfair’in en merkezi yerleri Piccadily Circus ve Trafalgar Meydanıdır.Burada ziyaret edebileceğiniz yerler arasında , Ripley’s Believe or Not ! ,Waterstones ve Hatchard’s , St.James Church , Albany ,  Royal Instiution , Handel House müzesi , Hanover Meydanı ( Londra’nın ‘ Kızlık Zarı ‘ olarak adlandırılan kilise ) , Mount Street Bahçeleri , Berkeley Meydanı yer alıyor.

Mayfair’e gelip kesinlikle görmeniz ve barına girip bir şeyler içmeniz gereken yer ise tabii ki ; Rivoli Bar , Ritz Hotel..

Ne yaparsanız yapın, garsonlarının asla kabalaşmadığı ya da farklı bir davranış göstermediği,hizmet kalitesinin gerçekten de çok üst sınıf olduğu , yiyecek ve içeceklerininse ‘’ prima ‘’ olarak adlandırılabileceği bölgedeki tek yer.



  

 


Menüye göz gezdirirseniz , neden böyle bir yer olduğunu da sanırım anlayabilirsiniz.Bu arada tüm içecekler Rivoli’ye ait.Otel ise muhteşem..Gece için 2500 pound vermeyi göze alıyorsanız Ritz London ‘da muhakkak kalmalısınız.

Son olarak yemek yiyebileceğiniz ve burjuvazinin tüm nimetlerinden faydalanabileceğiniz son bir restoran bilgisiyle noktalamak istiyorum.Şampanya ve istiridye ile başlangıç yapabileceğiniz, scallop ile devam edebileceğiniz,Lota eşliğinde siyah havyar yatağında Monkfish ya da Codfish yiyebileceğiniz ‘’ The Game Bird At The Stafford’’ muhteşem bir yer.İçeri girdiğinizde bir sarayın odasına giriyor gibi hissediyorsunuz. Yemekleri tadarken kendinizden geçiyorsunuz.Ne denilebilir ki ; ekmek bulamıyorsanız pastanızı burada yiyin..
    

  



Londra’yı benimle keşfetmek için yörüngemde kalmaya devam edin..









































1 yorum:

  1. Londra'ya nisan ayında sunum,iş gezisi için gitmiştim. Fotoğraflarınızı çok beğendim. Kapıdaki uzun kuyruk ve kısıtlı zaman nedeniyle girememiştim. Park Plaza Westminster Bridge'de kalmıştım, London Bridge ve Golden Eye manzarasını otelden görebiliyordum. Fotoğraflarınızı görünce anılar canlandı. Kendinize iyi bakın. Paylaşımlarınızı takip ediyorum. Bye.

    YanıtlaSil